PEYGAMBER EFENDİMİZİN DÜNYAYI TEŞRİFLERİ [VE ÇANAKKALE ZAFERİ HAKKINDA]

[Fâtih-Çiçekli Bahçe?de Sohbet: 25 Mart 2008 Salı Sâat: 20.00]

[ÜMRÂNİYE BÖLGESİ: 26 Mart 2008 Çarşamba Sâat: 14.00]

[PENDİK BÖLGESİ: 26 Mart 2008 Çarşamba Sâat: 19.00]

[Kurtköy?de SOHBET: 26 Mart 2008 Çarşamba Sâat: 21.00]


Prof. Dr. Ramazan Ayvallı
M. Ü. İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi


Uzaktan-Yakından Teşrîf Eden Pek Kıymetli Misâfirler!

Sözlerimin hemen başında, information pills ?hamdele?, ?salvele? ve ?selâm? vazîfelerini yerine getirmek istiyorum. Sonra da, ?İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah?a da şükretmemiş olur? hadîs-i şerîfi gereğince, bir teşekkür vecîbemizi îfâ etmemiz gerekir.

Her şeyi yoktan var eden, varlıkta durduran, bizlere ve bütün canlılara rızıklarını ve muhtaç oldukları her şeyi veren Allahü teâlâ?ya ?hamd ü senâ?; geçmiş ve gelecek bütün mahlûkâtın en üstünü, iki cihânın güneşi, dünyâ ve âhıretin Efendisi, Allahü teâlânın en sevgili kulu, Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed aleyhisselâma; temiz ?Ehl-i Beyt?ine ve şerefli ?Eshâb?ına; onları sevenlere ve izlerinde gidenlere ?salât ü selâm?lar ediyorum.

?Selâm, kelâmdan öncedir? hadîs-i şerîfi mûcibince de, bir selâm verelim: ?Es-selâmü aleyküm?.

Böyle güzel, lüzûmlu ve faydalı bir toplantıyı tertip ettikleri ve siz kıymetli kardeşlerimizle beraber olmamıza vesîle oldukları için, başta saygıdeğer Remzi Ulusoy bey [Hüseyin Becit bey] olmak üzere, emeği geçen herkese huzûrunuzda teşekkürü bir borç bilirim.

Hepinize, candan ?Hoş Geldiniz? diyorum.

?BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR? listesini incelediğimizde, içerisinde bulunduğumuz ?MART AYI?nda, hem Türkiye, hem Avrupa, hem Türk Cumhûriyetleri, hem İslâm âlemi, hem de bütün dünyâ açısından çok önemli bir takım hâdislerin vukû? bulmuş olduğuna şâhid oluyoruz. ?Nedir bu hâdiseler?? diyecek olursanız, önce kısaca başlıklar hâlinde şöyle özetliyebiliriz:

1- Deprem Haftası: 1 – 7 Mart

2- Girişimcilik Haftası: Mart ayının ilk haftası

3- Yeşilay Haftası: Mart ayının ilk haftası

4- İstiklâl Marşı”nın Kabulü ve Mehmet Akif ERSOY”u Anma Günü: 12 Mart

5- Dünya Kadınlar Günü: 8 Mart

6- Bilim ve Teknoloji Haftası: 8 – 14 Mart

7- Tıp Bayramı: 14 Mart

8- Tüketiciyi Koruma Haftası: 15 – 21 Mart

9- Öğretmen Okullarının Kuruluş Yıl Dönümü: 16 Mart

10- İstanbul?un İngilizler tarafından işgâli: 16 Mart 1920

11- Çanakkale Zaferi (Kahramanlık Günü): 18 Mart 1918

12- Şehitler Günü: 18 Mart

13- Yaşlılara Saygı Haftası: 18 – 24 Mart

14- Peygamber Efendimizin dünyâyı teşrîfleri: 19 Mart 2008 (11 Rebîu?l-evvel 1429)

15- Uluslararası Irk Ayırımı İle Mücadele Günü: 21 Mart

16- Nevruz Bayramı: 21 Mart

17- Türk Dünyası ve Toplulukları Haftası: 21 Mart Nevruz gününü içine alan hafta

18- Orman Haftası: 21 – 26 Mart

19- Dünya Çocuk Şiirleri Günü: 22 Mart

20- Dünya Su Günü: 22 Mart

21- Dünya Meteoroloji Günü: 23 Mart

22- Dünya Tiyatrolar Günü: 27 Mart

23- Vergi Haftası: Mart ayının son haftası

24- Kütüphaneler Haftası: Mart ayının son Pazartesi günü

DÜNYADA ÖNEMLİ GÜNLER [Bunları sadece ismen belirtip geçeceğim, üzerlerinde fazla durmıyacağım.]

ÜLKE GÜNÜN ANLAMI TARİH

– Bulgaristan                     Milli Gün                                  3   Mart

– İrlanda                            Milli Gün                                  17 Mart

– Tunus                             Bağımsızlık Günü                     20 Mart

– Pakistan                          Milli Gün                                  23 Mart

– Yunanistan                     Milli Gün                                  25 Mart

– Bangladeş                       Milli Gün                                  26 Mart

TÜRKİYE?DEKİ KURTULUŞ GÜNLERİ [Bunlar üzerinde de fazla durmıyacağım.]

YER TARİH

– Ardahan / Hanak                                     1    Mart

– İçel / Arslanköy                                       1    Mart

– Rize                                                      2    Mart

– Erzurum / Aşkale                                      3    Mart

– Erzurum / Pazaryolu                                  3    Mart

– Artvin                                                    7    Mart

– Artvin / Ardanuç                                      7    Mart

– Artvin / Borçka                                        7    Mart

– Erzurum / Çat                                          9    Mart

– Rize / Çayeli                                            9    Mart

– Rize / Pazar                                            10  Mart

– Rize / Ardeşen                                         10  Mart

– Rize / Fındıklı                                           11  Mart

– Erzurum / Ilıca                                         11  Mart

– Bingöl / Karlıova                                       11  Mart

– Artvin / Arhavi                                         12  Mart

– Erzurum                                                  12  Mart

– Erzurum / Pasinler                                     13  Mart

– Artvin / Hopa                                           13  Mart

– Erzurum / Hınıs                                         14  Mart

– Erzurum / Köprüköy                                   14  Mart

– Erzurum / Horasan                                    16  Mart

– Erzurum / Tekman                                     18  Mart

– Erzurum / Karayazı                                     18  Mart

– Erzurum / Narman                                     18  Mart

– Erzurum / Tortum                                      21  Mart

– Adana / Feke                                           22  Mart

– Erzurum / Oltu                                         25  Mart

– Erzurum / Olur                                         28  Mart

?KUTLAMA HAFTALARI VE ÖZEL GÜNLER? başlığı altında şunlar da zikredilmektedir.

FAALİYETİN ADI TARİH

-Muhasebeciler Günü                                   1      Mart

-Yeşilay Haftası                                            1-7   Mart

-Dünya Kadınlar Günü                                  8      Mart

-Tıp Bayramı                                                14    Mart

-Dünya Tüketiciler Günü                              15    Mart

-Şehitler Günü                                              18    Mart

-Yaşlılar Haftası                                            18-24 Mart

-Nevruz Bayramı                                           21    Mart

-Dünya Ormancılık Günü (*)                         21    Mart

-Dünya Şiir Günü                                          21    Mart

-Dünya Su Günü                                            22    Mart

-Dünya Meteoroloji Günü                              23    Mart

-Dünya Tüberküloz Günü                               24    Mart

-Dünya Tiyatrolar Günü                                 27    Mart

-Dünya Demiryolu Çalışanları Günü             27    Mart

-Kütüphane Haftası                                       Mart”ın Son Haftası

-Vergi Haftası                                               Mart”ın Son Haftası

(*)  21 Mart ile başlayan hafta ?Orman Haftası? olarak kutlanmaktadır.

Bu ay içerisinde, TARİHTE, DÜNYADA VE ÜLKEMİZDE başka ÖNEMLİ OLAYLAR da meydâna gelmiştir.

TARİH OLAY

1   Mart           Türk-Afgan Dostluk Antlaşması”nın İmzalanması (1921).

3   Mart           Hilafet”in Kaldırılması (1924).

3   Mart           Tevhid-i Tedrisat Kanunu Kabul Edildi (1924).

3   Mart           Türk-Alman Dostluk Antlaşması Ankara”da İmzalandı (1924).

3   Mart           Diyanet  İşleri  Başkanlığı Kuruldu (1924).

3   Mart           Vakıflar Genel Müdürlüğü Kuruldu (1924).

4   Mart           Ankara Radyosu”nun Yayına Başlaması (1934).

4   Mart           Güvenlik Konseyi”nin Kıbrıs”a Uluslararası Kuvvet  Gönderme   Kararı (1964).

5   Mart           Türkiye Yeşilay Cemiyeti”nin Kuruluşu (1920).

5   Mart           Genelkurmay Başkanlığı Hükümetten Ayrıldı (1924).

5   Mart           İsmet Paşa Yeni Hükümeti Kurdu (1924).

6   Mart           Türkiye ile Avrupa Birliği Arasındaki “Gümrük Birliği Anlaşması”nın İmzalanması (1995).

7   Mart           De Gualle”in, Fransa”nın, NATO?dan Çekilişini Açıklaması (1966).

7   Mart           Petrol İşleri Genel Müdürlüğü Kuruldu (1954).

8   Mart           Yıldırım Bayezit”in Akşehir”de Ölümü (1403).

10 Mart           Telefon”un İcadı ve İlk Denemesinin Yapılması (1876).

12 Mart           İngiltere ve Fransa”nın, Ruslara Karşı Osmanlı Devletiyle Bir İttifak Antlaşması İmza Etmeleri (1854).

12 Mart           Mehmet  Akif  (Ersoy)”in  Şiirinin, TBMM”de  İstiklâl Marşı  Olarak Kabul Edilmesi (1921).

12 Mart           Türk Silahlı Kuvvetleri Bir Muhtıra Verdi (1971).

13 Mart           Selanik”in Fethi (1430).

15 Mart           Talat Paşa”nın Katli (1921).

16 Mart           İstanbul”un  İtilaf  Devletleri  Ordularınca  İşgali  (1920).

16 Mart           Öğretmen Okullarının Kuruluşu (1948).

17 Mart       Belçika, Fransa, Hollanda, İngiltere ve Lüksemburg Dışişleri Bakanları Arasında   Ekonomik,  Sosyal  ve  Kültürel İşbirliği ile  Kollektif  Bir Savunmayı    Öngören    50   Yıl   Süreli   “Brüksel   Anlaşması”nın İmzalanması (1948).

18 Mart            Çanakkale Zaferi (1915).

19 Mart            Osmanlı  Hükümeti?nin,  “Süveyş  Kanalı?nın   Açılması  Hususunda Resmen İzin Vermesi (1866).

19 Mart           I. Osmanlı Mebusan Meclisi”nin Açılışı (1877).

19 Mart           Willi Brandt ile Willi Stoph”un Bir Araya Gelerek, İki Almanya Arasında İlk Üst Düzey Görüşmesini Gerçekleştirmeleri (1970).

19 Mart         Ankara”da  Bir  Meclis  Toplanması  Amacıyla, Mustafa  Kemal”in Acele   Seçim  Yapılması   İçin  Vilayetlere,  Livalara ve Kolordu Kumandanlıklarına Genelge Yayınlaması (1920).

19 Mart        ABD ve Beraberindeki Koalisyon Kuvvetleri, ?Irak?a Özgürlük? Adlı Operasyona Başladı (2003).

21 Mart        İran”la İstanbul Antlaşmasının İmzalanması (1590).

21 Mart        Falih Rıfkı Atay`ın Ölümü (1971).

21 Mart        Aşık Veysel`in Ölümü (1973).

22 Mart       Londra”daki Avrupa Devletlerinin Elçilerinin, Konferans Düzenleyip Yunan  Devletinin  Kurulmasını  İçeren  Bir  Protokol İmzalamaları (1829).

22 Mart      Atatürk?ün Manevi Kızı ve Dünyanın İlk Kadın Savaş Pilotu Sabiha Gökçen, İstanbul?da Yaşamını Yitirdi (2001).

23 Mart           Uranüs Gezegeni”nin Keşfi (1781).

24 Mart            NATO Kuvvetleri, Kosova`daki Sırp Saldırılarının Devam Etmesi ve Batı  Temas   Grubu`nun  Anlaşma  Taslağını   Kabul Etmemeleri Nedeniyle, Yugoslavya`ya Karşı Hava Harekatı Başlattı (1999).

24 Mart            Kırgızistan?ın Güney Bölgelerinde Devlet Başkanı Askar Akayev?in İstifası Talebiyle Ayaklanan Muhalifler, Başkent Bişkek?teki Devlet Başkanlığı Sarayını Basarak Denetimi Ele Geçirdi. Meclis, Muhalif Milletvekili İçenbay Kadirbekov?u Vekaleten Devlet Başkanlığına Atadı. Başbakanlığa ise Kurmanbek Bakiyev Getirildi (2005).

25 Mart            Avrupa Ekonomik Topluluğu (EEC)  ve  Avrupa  Atom   Enerjisi Komisyonu    (EURATOM)”un   Kurulmasını   Öngören   Roma Anlaşmasının İmzalanması (1957).

25 Mart           Türk Ocakları”nın Kuruluşu (1912).

26 Mart            Bangladeş”in  Bağımsızlığını İlan Etmesiyle Doğu Pakistan”da İç Savaşın Başlaması (1971).

26 Mart           Mısır-İsrail Barış Anlaşması (1979).

26 Mart            Suudi  Arabistan  Kralı  Faysal”ın,  Bir Suikast Sonucu Öldürülüşü (1975).

29 Mart           Osmanlılar?ın Selanik ve İyonya”yı Fethi (1430).

29 Mart            Türk  Çocuklarının,  İlk  Eğitimlerini Türk   Okullarında   Yapmalarını Mecbur Kılan Kanunun Kabulü (1931).

29 Mart            Romanya, Bulgaristan, Slovakya, Slovenya, Letonya, Litvanya ve Estonya  NATO?ya Üye Oldu (2004).

30 Mart           Fatih Sultan Mehmet”in Doğumu (1432).

31 Mart           II. İnönü Zaferi (1921).

BEYLİKTEN İMPARATORLUĞA

Değerli Dinleyiciler!

Şimdi şanlı târihimizden küçük bir nakil yapalım:

Söğüt ve Domaniç yaylalarına 400 çadır hâlinde yerleşen şerefli atalarımız, kısa zamanda beylik, hânlık, hâkânlık, devlet ve cihân imparatorluğu meydâna getirmişler, hattâ dünyanın en büyük imparatorluklarından birini kurmuşlar, ayrıca bütün müslümânların başı hâline gelmişler, ya?nî hilâfet merkezi olmuşlardır. 624 sene üç kıtada at koşturmuşlar, İslâm bayrağını dalgalandırmışlar, dünyâya nizâmı onlar vermişlerdir.

Şöyle ki, Ertuğrul Gâzî?nin, oğlu Osman Gâzî?ye bıraktığı 4.800 kilometrekarelik beylik, 43 yıl içinde, 3 mislinden daha fazla büyüyerek 16.000 kilometrekareye ulaştı.

Orhan Gâzi ise, babasından devraldığı devletini, 6 kat daha büyüterek 95 bin kilometrekareye çıkardı.

Nihâyet Murâd-ı Hüdâvendigâr, 1361-1389 yılları arasında, devletini beş misli daha büyüterek 500 bin kilometrekareye yükseltti. Artık aşîretten beyliğe geçen Osmanlı Devleti, imparatorluğa hazırlanıyordu ve gâyesini de çizmişti:

Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmaniyânız kim

Muhammerdir serâpâ mâyemiz hûn-i şehâdetten

Biz ol âlî-himem erbâb-ı cidd ü ictihâdız kim

Cihângîrâne bir devlet çıkardık bir aşiretten.

Fâtih?in İstanbul?u fethiyle nasıl büyük bir imparatorluk olduğumuz, hele Yavuz?un Mısır?ı fethiyle de nasıl hilâfet merkezi hâline geldiğimiz cümlenizin malûmudur.

Kıymetli Misâfirler!

Gerçekten de bir aşîretten cihângir bir imparatorluğa giden yolda Osmanlı hânedân mensûplarının kudret kaynakları incelenecek olursa devletin temelleri ve şaşırtıcı yükselişi daha iyi anlaşılır. Nitekim, Fransız târihçisi Grengur da ?Bu yeni imparatorluğun teessüsü [kuruluşu], beşer [insanlık] târihinin en büyük ve hayrete değer [şaşılacak] vak?alarından [olaylarından] biridir? demektedir.

İSTANBUL?UN İŞGÂLİ:

16 Mart 1920?de güzel İstanbul?umuz, Osmanlı Devleti?nin ve milletinin târihî düşmanı sömürgeci İngilizler tarafından işgâl edildi. Bu işgal Anadolu?da büyük tepkiler uyandırdı. Şehrin caddelerinde düşman ordularının subayları, askerleri geziyor, bazı evlerde düşman bayrakları dalgalanıyordu.

Beyoğlu gibi azınlığın çoğunlukta olduğu semtlerde zafer şenlikleri düzenlenirken, Türklerin oturdukları semtlerde halk kan ağlıyordu. İngiliz askerleri şafakla beraber Şehzadebaşı?ndaki bir karako-lumuzu basarak silâhsız bando erlerini süngüleriyle delik deşik etmişlerdi. İşte 16 Mart Pazar günü, o acı günün yıl dönümü idi.

İstiklâl Savaşı?nı kazanmamızı müteakip düşman kuvvetleri 2 Ekim 1923?te Türk bayrağını ve donanmasını selâmlayarak İstanbul?u boşalttılar.

ÇANAKKALE SAVAŞI

?Çanakkale Savaşı?, dünyâ târihinin en kanlı ve Türkiye Târihinin de en büyük zaferlerinden biridir. İngiltere ve Fransa?nın Akdeniz donanmaları, Çanakkale Boğazı?nı cebren geçerek İstanbul?a erişmek istediler. Denizden geçemeyen düşman kuvvetleri, 25 Nisan günü Gelibolu Yarımadası?na asker çıkartarak ünlü Çanakkale Savaşı başladı.

Düşman kuvvetleri, 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gittiler. Çanakkale Zaferi, İngilizler?e 205.000, Fransızlar?a 47.000 askere mal oldu; biz de 250.000 şehit verdik.

Kıymetli Kardeşlerim!

Bakın bu şavaş, ?ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE? şiirinde nasıl anlatılıyor; şiirin tamâmını değil, fakat bazı kısımlarını sizlere takdîm edelim:

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?

En kesîf orduların yükleniyor dördü, beşi.

Tepeden yol bularak geçmek için Marmara?ya

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

…………………..

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;

O ne müthiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer.

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,

Yıldırım yaylımı tûfânlar, alevden seller.

Top, tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…

Kahramân orduyu seyret ki, bu tehdîde güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal?a mı göğsündeki kat kat îmân?

………………

Şühedâ gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar…

O rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar.

………………..       Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,

Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

[Makber: Kabir; Âğûş: Kucak demek. Şehîde gelince, onu biraz uzunca ele alalım:]

TÜRK MİLLETİNİN BAZI ZAFERLERİ

Gerek ?Mukaddes İslâm? târihinde, gerekse şanlı ?Türk Milleti?nin târihinde, târihe altın harflerle yazılmış pekçok ?ZAFER? vardır.

Bilindiği gibi ?ZAFER?: ?Savaşta kazanılan başarı; düşmanın bozguna uğratılması? demektir. Yarın inşâallah misâl olarak bazı zaferleri zikredeceğiz.

Peşînen belirtelim ki, bu zaferlerdeki başarının sırrı, müslümânların ?ölürsem şehîd, kalırsam gâzî? düstûruyla hareket etmeleridir.

Müslümânları, asırlar boyu, harp meydanlarında zaferden zafere koşturan biricik arzû, âhirette şehîdlere verilecek sonsuz nîmetlere îmân etmeleri ve bunlara kavuşmak için cân atmalarıdır. Dünyânın fânîliğine, âhirette Cennetin ve nîmetlerinin sonsuzluğuna yakîn derecede îmân eden müslümânlar, şehîd olmaktan büyük bir haz, zevk duymuşlardır. Harp meydânlarında kahramânca dövüşen ve düşmândan yılmayan müslümân askerler, şehîd olmak arzûsuyla yanıp tutuşmuşlar ve düşmândan aslâ yüz çevirmemişlerdir.

Bütün kâmil müslümânların samîmî bir şekilde arzû ettiği şehîdlik mertebesinin fazîleti, yüceliği hakkında pekçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf vardır. [Makâlemizin hacmi müsâid olmadığından, burada sâdece 2 âyet-i kerîme meâli verebileceğiz.]

Allahü teâlâ, Kur?ân-ı kerîmde buyuruyor ki:

?Allah katında öldürülenleri, sakın ölüler sanma! Doğrusu onlar Rableri katında diridirler, Cennet meyvelerinden rızıklanırlar. Onlar, Allah?ın kendilerine verdiği ihsândan (şehîdlik rütbesinden) dolayı neş?eli hâldedirler ve arkalarından kendilerine şehîdlik rütbesiyle katılamayan mücâhitler hakkında şunu müjdelemek isterler: ?Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzûn da olmayacaklardır.? (Âl-i İmrân sûresi, 169-170)

?Kim Allah ve Peygambere itâat ederse, işte onlar Allah?ın kendilerine nîmetler verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehîdlerle ve sâlihlerle [iyi kimselerle, velîlerle] berâberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar.? (Nisâ sûresi, 69) [Şehîdlerle ilgili olan Bakara sûresinin 154, Âl-i İmrân sûresinin 157-158, Hacc sûresinin 58. âyetlerine de bakınız.]

Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) de buyurmuşlardır ki:

?Allahü teâlâ, şehîdin, kul borcundan başka bütün günâhlarını affeder.?

?Allah yolunda şehîd olmayı gönülden isteyen kimse, şehîd olmasa dahî şehîdlik sevâbına nâil olur.?

Türk milletinin târihteki zaferleri, onların istikbâline çeşitli yönler vermiştir. Her zaferin ayrı bir neticesi vardır: Meselâ [751 Temmuz?unda Çinlilere karşı kazanılan] ?Talas Zaferi?, Türklerin müslümânlarla tanışması; [26 Ağustos 1071?de Bizanslılara karşı kazanılan] ?Malazgirt Zaferi?, Türklere Anadolu kapılarını açması ve [1922?de Yunanlılara karşı kazanılan] ?30 Ağustos Zaferi? de, Türkiye?nin kurtarılması gibi husûsiyetleri taşır.

Türklerin kazandığı en önemli zaferlerden bazıları şunlardır:

Miryakefalon Zaferi, 17 Eylül 1176?da Bizanslılara,

Hattin Zaferi, 3 Temmuz 1187?de Haçlılara,

Ayn-ı Câlût Zaferi, 3 Eylül 1260?ta Moğollara,

Koyunhisâr Zaferi, 27 Temmuz 1301?de Bizanslılara,

Sırpsındığı Zaferi, 1363 yılında Haçlı ittifâkına,

Çirmen Zaferi, 26 Eylül 1371?de Balkan ittifâkına,

Birinci Kosova Zaferi, 9 Ağustos 1386?da Haçlı ittifâkına,

Niğbolu Zaferi, 25 Eylül 1396?da Haçlı ittifâkına,

Varna Zaferi, 10 Kasım 1444?te müttefik Haçlılara,

İstanbul?un Fethi, 29 Mayıs 1453?te Bizanslılara,

Otlukbeli Zaferi, 11 Ağustos 1473?te Akkoyunlulara,

Çaldıran Zaferi, 23 Ağustos 1514?te Safevîlere,

Mercidâbık Zaferi, 24 Ağustos 1516?da Memlûklere,

Ridâniye Zaferi, 22 Ocak 1517?de Memlûklere,

Mohaç Zaferi, 29 Ağustos 1526?da Macarlara,

Preveze Deniz Zaferi, 27 Eylül 1538?de müttefik Haçlı donanmasına,

Cerbe Zaferi, 14 Mayıs 1560?ta müttefik Haçlı donanmasına,

Haçova Zaferi, 26 Ekim 1596?da Haçlı kuvvetlerine,

Vadiüs-Seyl Zaferi, 4 Ağustos 1578?de Portekizlilere,

Çıldır Zaferi, 9 Ağustos 1578?de Safevîlere,

Koyunadaları Zaferi, 18 Şubat 1695?te Venediklilere karşı kazanıldı.

Bugünkü ana konularımızdan birini teşkîl eden Çanakkale Zaferi, 18 Mart 1915?te müttefik İ?tilâf Devletlerine karşı kazanıldı.

Sakarya Meydan Muhârebesi de, 13 Eylül 1921?de Yunanlılara karşı kazanıldı.

[Bunları daha fazla çoğaltmıyalım; çünkü bizim için, yüzlercesi arasından seçerek zikrettiğimiz bu misâller, konuyu yeteri kadar anlatmaya kâfîdir.]

Bunları ifâde ettikten sonra şimdi de burada, üzülerek belirtelim ki, asîl milletimizin yükselmesini ve güzel memleketimizin ve ebed-müddet devletimizin ilerlemesini istemeyen düşmân güçler, maalesef bilhâssa çocuklarımızın ve gençlerimizin, millî ve manevî değerlerden mahrûm, mâzîsine, târîhine, kültürel değerlerine yabancı, hattâ düşmân olarak yetişmelerini arzû etmekte ve bu husûsta büyük gayretler göstermektedirler.

Şu mısralar, bizlere ne güzel mesajlar vermektedir:

?Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,

Bir hilâl uğruna yâ Rab, ne güneşler batıyor!?

?Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,

Bu toprak bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,

Bir vatan kalbinin attığı yerdir.?

?Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı!

Düşün altında binlerce kefensiz yatanı,

Sen şehîd oğlusun incitme yazıktır atanı,

Verme, dünyâları alsan da bu Cennet vatanı!..?

Değerli Misâfirler!

Peşînen belirtelim ki, bu zaferlerdeki başarının sırrını aslında bir cümlede özetlemek mümkündür; o da, müslümânların ?ölürsem sehîd, kalırsam gâzî? düstûruyla hareket etmeleri; gencinin ve yaşlısının gözlerini kırpmadan, aynı heyecanla âdetâ ölüme koşmalarıdır. [Benim de bir dedem (annemin babası), iki amcam orada şehîd olmuşlar ve bir amcam da gâzî olmuştur.]

Müslümanları, asırlarca harp meydanlarında zaferden zafere koşturan biricik arzû, âhirette şehîdlere verilecek sonsuz nîmetlere îmân etmeleri ve bunlara kavuşmak için cân atmalarıdır. Dünyânın fânîliğine, âhiretteki Cennetin ve nîmetlerinin sonsuzluğuna yakîn derecede îmân edenler, şehîd olmaktan büyük bir haz, zevk duymuşlardır. Harp meydânlarında kahramânca dövüşen ve düşmândan yılmayan müslüman askerler, şehîd olmak arzûsuyla yanıp tutuşmuşlar ve aslâ düşmândan yüz çevirmemişlerdir.

Bakınız sözümün hemen burasında, İslâm târihinden 2, Osmânlı târihinden de bir misâl zikredeyim: Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî?nin (radıyallahü anh), 83 yaşında İstanbul?un fethine gelmesi, Kıbrıs-Larnaka?da medfûn ?Hala Sultân? diye anılan, Sevgili Peygamberimizin süt teyzesi Ümm-i Hırâm?ın (radıyallahü anhâ), 86 yaşında Kıbrıs seferine katılması, Alasonya kahramanı Hâfız Abdülezel Paşa?nın, yine 86 yaşında kendini ata bağlatarak ordunun en önünde harbe gitmesi gibi, daha yüzlercesini sayabileceğimiz misâller dillere destândır ve doğrusu onların bu fedâkârlıkları insan hafsalasını zorlamaktadır.

Yine şu misâle bakınız [Ölüme nasıl koşuyorlar]:

Hazret-i Abdullah bin Cahş, Resûlullah?ın halasının oğlu ve kayın birâderidir. Bedir Savaşında olduğu gibi, Uhud Savaşında da büyük fedakârlıklar göstermiştir. O, bu savaşta şehîd olmak istiyordu. Arkadaşlarından Sa?d bin Ebî Vakkâs hazretleri, bu arzûsunu şöyle anlatmaktadır:

Uhud?da, savaşın çok şiddetli devâm ettiği bir andı. Birdenbire yanıma sokuldu, elimden tuttu ve beni bir kayanın dibine çekti. Bana şunları söyledi:

?Şimdi burada, sen duâ et, ben ?âmin? diyeyim. Ben de duâ edeyim, sen ?âmîn? de!? Bunun üzerine ?peki? dedim ve şöyle duâ ettim:

?Allah?ım, bana çok kuvvetli ve çetin kâfirleri gönder. Onlarla kıyasıya vuruşayım. Hepsini öldüreyim. Gâzî olarak geri döneyim!?

Benim yaptığım bu duâya, içten ?âmîn? dedi. Sonra da o duâ etmeye başladı:

?Allah?ım, bana zorlu kâfirler gönder. Kıyasıya onlarla vuruşayım. Cihâdın hakkını vereyim. Hepsini öldüreyim. En sonunda bir tânesi de beni şehîd etsin. Sonra, benim dudaklarımı, burnumu, kulaklarımı kessin. Ben kanlar içinde, senin huzûruna geleyim. Sen bana: ?Abdullah, dudaklarını, burnunu, kulaklarını ne yaptın?? diye sorduğunda, Allahım, ben onlarla çok kusur işledim, yerinde kullanamadım. Senin huzûruna getirmeye utandım. Sevgili Peygamberimin de bulunduğu bir savaşta, toza toprağa bulandım da öyle geldim, diyeyim.?

Gönlüm böyle bir duâya ?âmîn? demek arzu etmiyordu. Fakat o istediği ve önceden söz verdiğim için mecburen ?âmîn? dedim. Daha sonra, kılıçlarımızı alıp, savaşa devâm ettik. Hakîkaten savaş, Abdullah?ın arzû ettiği şekilde cereyân etti. İkimiz de önümüze geleni öldürüyorduk. Bir ara Abdullah?ın elindeki kılıç kırıldı. Resûl-i Ekrem Efendimiz, ona bir hurma dalı verdi. Bu dal, bir mu?cize olarak kılıç gibi önüne geleni kesmeye başladı. Birçok düşmân öldürdü.

Savaşın sonuna doğru, nihâyet istediği gibi, şehîd düştü. Akşam üstü cesedinin yanına vardığımda, duâ ettiği gibi, dudakları, burnu ve kulakları kesilmiş halde kanlar içinde yatıyordu. Hazret-i Hamza ile berâber aynı kabre koyup defnettik.

Azîz Dinleyiciler!

Biraz evvel, müslümanların gencinin ve yaşlısının aynı heyecanla âdetâ ölüme koştuklarından bahsettik. İşte sizlere Çanakkaleden çok çarpıcı bir misâl [Hem de, Celal Bayar Üniversitesi Öğrenci Konseyi?nin hazırladığı ?Çanakkale? adlı kitapçıktan]:

ÇOCUK KAHRAMANLAR

Balıkesir-İvrindi?nin Mallıca Köyü?nden 104 yaşında vefât eden, tanıdığımız bir arkadaşın dedesi, Azman Dede, Çanakkale Savaşına katılmış gazilerimizdendi. Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca Köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır işitiyordu. Köylülerden biri bana yardımcı oldu. Sorduklarımı cevapladı. Söz Çanakkale`ye geldiğinde, o koca ihtiyar sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya ve bağıra bağıra anlatmaya başladı:

?Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta 3-4 asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum. Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyordu. Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söyleyerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular. Yüzbaşı sordu: ?Yavrum sizler kimlersiniz?? İçlerinden biri dedi ki: ?Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi talebeleriyiz. Vatan için ölmeye geldik!..?

Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. “Mermi böyle basılır, tüfek şöyle tutulur, süngü böyle takılır, düşmana şöyle saldırılır!..” diye.

Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık. Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere girdik. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düştüğünde minare gibi alevler yükseliyor birgün önce ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı. Bir ara yüzbaşı, “Azman yandık!..” diye siperin köşesini işaret etti. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tir tir titriyorlardı. Çocuklar harbin gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı. Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte haklıydı. Bir panik meydana getirebilirdi.

Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı!..

?Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı,

Al sancağı teslim etti Allaha ısmarladı.

Boş oturma çalış dedi hizmet eyle vatana,

Sütüm sana helâl olmaz saldırmazsan düşmana…?

Baktım hemen biraz sonra, ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha… Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar. Avaz avaz!.. Gözleri çakmak çakmak… Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış, dişler kenetlenmiş bekliyorlardı.

O an geldi. Birden yüzbaşı ?Hücum!..? diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden fırladık. İşte tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler. İşte o an. Tam o an bir makineli yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler. Onların o gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor!.. İşte ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum!..”

Azman dede ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim varsa ağlıyordu. Kahveci de gözyaşları içinde bize çay getirdi. Eğildi; ?Azman dede hep ağlar. Ama niye ağladığını bugün ilk defa anlattı? dedi.

?Osmanlı İmparatorluğu?nun eski topraklarında kurulan devletleri [64 adet], hâkimiyetimizde veya himâyemizde kalış müddetlerine göre gruplandırarak sayacak olursak, bizim târihte ne olduğumuz daha iyi anlaşılacaktır:

Avrupa

1. Türkiye

2. Bulgaristan (545 yıl)

3. Sırbistan, Karadağ, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Makedonya ve Kosova (539?ar yıl)

4. Arnavutluk (435 yıl)

5. Romanya ve Moldova (490?ar yıl)

6. Yunanistan ve Gürcistan (400?er yıl)

7. Ukrayna (308 yıl)

8. Güney ve Kuzey Kıbrıs (293?er yıl)

9. Rusya”nın Güney Toprakları (291 yıl)

10. Slovenya (250 yıl)

11. Voyvodina [Osmanlı adı: Banat] (166 yıl)

12. Macaristan (160 yıl)

13. Azerbaycan (25 yıl)

14. Polonya [Osmanlı adı: Lehistan], Belarus, Litvanya ve Letonya (25?er yıl) -Himâye-

15. Ermenistan ve İtalya”nın Güneydoğu Kıyıları (20?şer yıl)

16. Slovakya [Osmanlı ad: Uyvar] (20 yıl)

Asya

1.Irak, Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan, İsrail (402?şer yıl)

2. Yemen (401 yıl)

3.Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn (400?er yıl)

4.Suudi Arabistan (399 yıl)

5.Kuveyt (381 yıl)

6.İranın Batı Toprakları (30 yıl)

Afrika

1. Mısır ve Sudan [Osmanlı adı: Nubye] (397?şer yıl)

2. Libya [Osmanlı adı: Trablusgarp] (394 yıl)

3. Eritre [Osmanlı adı: Habeş], Cibuti, Somali [Osmanlı adı: Zeyla], Kenya Sahilleri ve Etiyopya” nın Bir Kısmı [Osmanlı adı: Habeş] (350?şer yıl)

4. Cezayir ve Çad”ın Kuzey Bölgeleri [Osmanlı adı: Reşâde] (313?er yıl)

5. Tunus (308 yıl)

6. Nijer”in Bir Kısmı [Osmanlı adı: Kavar], Mali [Osmanlı adı: Gat Kazası], Senegal, Gambiya, Gine Bissau ve Gine (300?er yıl)

7. Tanzanya sahilleri (250 yıl)

8. Mozambik” in Kuzey Toprakları (150 yıl)

9. Fas, Batı Sahra ve Moritanya (50?şer yıl) -Himâye-

Kıymetli Kardeşlerim!

Bakın şimdi burada, (RUMELİ VE BALKANLARA DÂİR) bir şiir okuyalım: Şiirin başlığı: İMPARATORLUĞA MERSİYE. Bu şiiri okuyunca, (BU MİLLET NEDEN AĞLAR?) Bunu anlamış olacağız:

Bin yıl oldu toprağına basalı

Hayli oldu kılıçları asalı.

Bülbüllerin onun için tasalı,

Sazlar kırık, ayar tutmaz telleri,

Biz n?eyledik o koskoca elleri?!.

Yol görünür, hakan emir verirdi.

Dalga dalga ordularım yürürdü,

Hamlemizden dağlar, taşlar erirdi.

Doludizgin aştık nice belleri,

Biz n?eyledik o koskoca elleri?!.

Yıldız doğar, tâlihimiz belirir,

Sabah olur, ulûfeler verilir,

Bir seferde dört kırallık serilir,

Al al ettik, kara kara tülleri,

Biz n?eyledik o koskoca elleri?!.

Ferman çıkar, dalkılıçlar takılır,

Meydanlarda Rabb?e duâ okunur,

Gölgemizden bütün cihan sakınır,

Andırırdık coşkun akan selleri,

Biz n?eyledik o koskoca elleri?!.

Kosovalar, Plevneler bizsizdir,

Yosun tutmuş câmileri ıssızdır.

Boynu bükük minâreler öksüzdür.

Açmaz olmuş kızanlığın gülleri,

Biz n?eyledik o koskoca elleri?!.

Hâlâ görür, geleceği sezerdik!

Bir zamanlar ki Vistül?de gezerdik!

Haritayı biz kendimiz çizerdik!

Fethederdik deryaları, çölleri,

Biz n?eyledik o koskoca elleri?!.

Rodopların ak başları yaslıdır.

Serdengeçti, gönlün artık usludur,

Rüzgarları bile mâtem seslidir.

Zafer, zafer der eserdi yelleri,

Biz n?eyledik o koskoca elleri?!.

BEN OSMANLIYIM

Din­le evlât! Sa­na bir çift söy­le­ne­cek sö­züm var:

Be­ni bil­mek is­ter isen Hak­ka bağ­lı özüm var.

Nes­lim ba­na büh­tan et­miş, yü­re­ğim­de sı­zım var…

Bu say­fa­lar ta­nır be­ni, ha bu ki­tap­lar ta­nır;

Şan­lı ta­rih di­le gel­se, bü­tün dün­ya uta­nır!

İlim, ir­fan, me­de­ni­yet yay­mak için bü­yü­düm,

Ku­ru kav­ga için de­ğil, hiz­met için yü­rü­düm.

Bir kü­çü­cük bey­lik idim, üç kı­ta­yı bü­rü­düm!

Bu te­pe­ler ta­nır be­ni, ha bu ufuk­lar ta­nır;

Şark­dan gü­neş doğ­du­ğun­da, göl­gem gar­ba uza­nır..

Maz­lum­la­rın göz­ya­şı­nı şef­kat ile sil­mi­şim,

Va­tan, namus, din ve dev­let kıy­me­ti­ni bil­mi­şim,

Ir­zı­ma göz di­ken­le­rin hak­la­rın­dan gel­mi­şim!

Bu hi­sar­lar ta­nır be­ni, ha bu kal”alar ta­nır,

Nal se­si­mi işi­ten­ler, kı­ya­met kop­tu sa­nır!..

Değerli Misâfirler!

Bundan 90 sene önce, bir kısım müstevlîler [istîlâcı ve işgâlci güçler], azîz vatanımızı işgâle, dîn ve îmânımızı yok etmeye, ırz ve nâmûsumuza tecâvüze, canımıza ve malımıza kasdetmeye yeltenmişlerdi.

Birinci Dünyâ Harbi esnâsında, Çanakkale Boğazı ve civârında Osmanlı ordusu ile îtilâf devletleri arasında cereyân eden meşhûr savaşlara, ?ÇANAKKALE SAVAŞLARI? denilir.

ÇANAKKALE MUHÂREBELERİ:

1914?te İttihât ve Terakkî Partisi ve onun yüksek kademedeki idârecileri (bilhassa Enver-Talat-Cemâl üçlüsü) tarafından affedilmez bir hatâ eseri olarak Birinci Dünyâ Harbine sokulan Osmanlı Devleti, itilâf devletleri ile dört ayrı cephede ve bölgede ayrı ayrı çarpışmak zorunda kaldı. Osmanlı Devleti, âdetâ bir mâcerâ uğruna bu savaşa sürüklenmişti. Ve bunda Enver-Talat-Cemâl üçlüsü baş rolü oynadılar. Osmanlı orduları Rûs, Irâk, Sînâ (Filistîn-Sûriye) ve Çanakkale cephelerinde, umûmiyetle müttefik Almanya?nın maksat ve görüşlerine uygun şekilde kullanıldı.

Birinci Dünyâ Harbinde bütün kaynaklarını ve imkânlarını seferber eden Osmanlı Devleti, daha savaşın başından îtibâren Rûs, Irâk ve Sînâ cephelerinde başarısızlıklara uğradı. Ancak Çanakkale cephesinde dünyânın gözlerini kamaştıran emsâlsiz zaferler kazandı.

Osmanlı Devletinin savaşa katılmasıyla itilâf devletleri için Boğazlar Meselesi birinci plânda önem kazanmıştı. Bunun üzerine, Londra?da toplanan düşmânların savaş meclisi, Çanakkale Boğazının denizden donanma kuvvetiyle zorlanıp geçilmesine karar verdi.

Dünden Bugüne, ÇANAKKALE GEÇİLSEYDİ, Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, 23 Mart 2008 Pazar [ekrem.ekinci@tg.com.tr Fax: 0212 454 31 80]

Çanakkale Boğazı, 1918 değil de 1915 yılında geçilseydi tarihin seyri tamamen değişebilirdi.

Çanakkale?nin geçilmesi durumunda neler olacağını tahmin etmek enteresan olduğu kadar zor ve riskli.

Çanakkale muharebeleri, Irak cephesindeki Kutü?l-amâre muharebesi ile beraber Birinci Cihan Harbinde yüz akımız sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir. Hatta Irak cephesinde, İngiliz ordusunun kumandanı bile esir alınmıştır. Bundan dolayı ne kadar iftihar etsek, azdır. Muzaffer askerlerimizi şükranla anıyoruz…

Acaba Çanakkale geçilseydi, ne olurdu? Şunu diyebilirsiniz: Çanakkale zaten üç seneye kalmadan geçildi. Biz burada 1918 yılında değil, 1915 yılında geçilseydi, tarihin seyri nasıl değişirdi, onu merak ediyoruz. Buna cevap vermek de kolay değil. Tarihî konularda, eldeki bilgilere göre konuşmak kolay. Ama geleceğe dair tahminler yapmak enteresan olduğu kadar da zor ve riskli.

FATURA HAFİFLERDİ

Kendi açımızdan şu tahminleri yapmak belki mümkün: Bir kere harb bu kadar uzamazdı. Zayiatın çok olduğu Çanakkale kara harblerine gerek kalmazdı. Milyona yakın Mehmetçiğin şehid olup, esir düştüğü Irak, Mısır, Galiçya, Suriye gibi yeni cepheler açılmazdı.

Hükümet, düşmanla münferid sulh istemek zorunda kalırdı. Daha az zayiatla harbden çekilmek mümkün olurdu.

İtilaf devletleri, Sevr?deki kadar acımasız olmazdı. ?Bizim derdimiz Almanlarla idi. Siz niye harbe girdiniz? Harbi uzattınız. Cepheleri genişlettiniz. Her şeyin mes?ulü sizsiniz!? diyerek bize savaş suçlusu muamelesi yapmazlardı.

Arap ihtilali gerçekleşmez, Filistin, Suriye, Irak, Arabistan elden çıkmazdı. Arabistan?da Vehhabî Suud Krallığı, Filistin?de İsrail Devleti kurulmazdı. Petrol havzaları ve mukaddes beldeler işgal edilmezdi. Arap toprakları istiklalini kazanırdı ama, Osmanlı Milletler Topluluğu adıyla toparlanabilirdi.

ÇARLIK DEVRİLİR MİYDİ?

Çanakkale?yi geçmek isteyenler Rusya?ya yardım götürdükleri için, Rusya?da Bolşevik ihtilâli olmaz; çarlık devrilmez; yetmiş sene dünya milletlerini inim inim inleten komünist idare kurulmaz; ekserisi Türk asıllı milyonlarca insan katliâma maruz kalmazdı. Bolşevik Ruslar, Güney Kafkasya?ya inemezler; Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan işgal edilmezdi.

Anadolu ve Rumeli?de yüz binlerce insan yurtlarından sürülmezdi. Osmanlı Devleti yıkılmaz; Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya ve Anadolu bu ağır enkazın altında kalmazdı.

YA CUMHURİYET…

Ama işe bir de başka taraftan bakalım: Çanakkale 1915?te geçilseydi, Cumhuriyete giden yol kurulamaz; Mustafa Kemal gibi büyük bir lider ortaya çıkamaz; Türkiye?nin çehresi değişemezdi…

KANUNİ?NİN KRUŞÇEV?E İLGİNÇ CEVABI

İkinci Cihan Harbi?nden sonra Komünist Ruslar, bazı Orta Avrupa ve Balkan ülkeleriyle beraber Macaristan?ı da işgal etmiş; burada kukla bir hükümet kurmuştu. Ancak Macarlar, Ruslara karşı direndiler. 1956 yılında meşhur bir ihtilâl koptu. Ama Ruslar bu ihtilâli kanlı bir şekilde bastırdılar. Otuz sene daha Macaristan?da kaldılar.

Vebali anlatanların boynuna: Soğuk Harb zamanında Sovyet Rusya?nın lideri olan Kruşçev, rüyasında Kanuni Sultan Süleyman?ı görmüş. Kendisine, ?Siz Macaristan?da neredeyse iki asır kaldınız. Biz 10 sene bile kalmadan, halk ayaklandı. Bunu nasıl becerdiniz?? diye sormuş. Kanuni Sultan Süleyman cevap vermiş: ?1. Biz fethettikten sonra Macaristan?ı vatan edindik, oturduk. 2. Halka Türkçe?yi mecbur etmedik. 3. Fethettiğimiz günü sizin gibi millî bayram ilan etmedik.?

CAM PARALAR

Altın ve gümüş tarih boyu her yerde para olarak kabul görmüştür. Değeri ufak şeyleri almak için de hükûmetler bakır, tunç, nikel, hatta alüminyum paralar basmıştır. Hepsinden enteresanı, İslâm dünyasında cam paralar basılıp tedâvül etmişti.

Evet, yanlış okumadınız, cam paralar… Tarihteki ismiyle ?sencât-ı zücâciye?. Emevîler, Abbasîler ve Fâtımîler asrında bazı halifelerin, ekseriya da vâlilerin isimleriyle cam paralar basılmıştı.

Koleksiyoncuların çok alaka gösterdiği bu cam paralardan haylisi bugün Fransa ve İngiltere müzelerinde saklanmaktadır. 1891 senesinde İngiltere müzesinin neşrettiği bir katalogda bunlardan dört yüz kadarı gösterilmişti.