KORUNMASI EMREDİLEN BEŞ ŞEY


[PENDİK BÖLGESİ: 20 EKİM 2010 ÇARŞAMBA 14.30-16.00]

[Prof. Dr. Ramazan Ayvallı]
[M. Ü. İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi]

Günümüzde görülen, buy bütün dünyâdaki insanların içine düştükleri buhrânların, stuff bunalımların en önemli sebebi, viagra buy şüphe yok ki, insanların rûh ve madde dengesini kuramamaları, ulvî yaratılış gâyelerini unutmaları, fıtrat-ı selîmelerine uygun hareket edememeleridir. Yanî akl-ı selîmin îcâplarına göre hareket etmeyip, nefislerinin, süflî duygularının esîri olmaları, kemâle götüren yollardan ayrılmalarıdır.

Bugün insanlığın çok bunaldığı, çözmekte sıkıntıya düştüğü her şeyin çözüm ve çâresi, aslında bizim yüksek kültür ve medeniyetimizde, özellikle mukaddes dînimiz İslâmiyette vardır. Bugün çok perişan hâlde olan insanlığın kurtuluşu için, bizim bu yüksek kültür ve medeniyetimizden istifâde edilmelidir.

Hiç şüphe yoktur ki, gelmiş-geçmiş bulunan bütün Peygamberlerin getirdikleri ahkâm-ı dîniyyede,  özellikle beş şeyin ya?nî dînin, nefsin (cânın), aklın, neslin (ırzın, nâmûsun), mâlın ve benzeri değerlerin korunması öngörülmüştür. Allahü teâlâ ve Peygamberleri, emir ve yasaklarında, bunları koruma altına almışlardır.

Halbuki bugün bütün dünyâda, bu sayılanlar da dâhil olmak üzere, bütün insan hakları ciddî bir şekilde ihlâl edilmektedir.

İnsanlar, Peygamberlere tâbi olup, emirlerine uydukları müddetçe, huzûrlu ve râhat bir hayât yaşamışlar, birbirlerini sevip saymışlardır. Onların emirlerine ve yasaklarına uymadıklarında ise, huzûrsuz olmuşlar, râhatları bozulmuş, ahlâksızlık ve haksızlık bütün cemiyeti sarmıştır.

Bugün çeşitli ahlâksızlıkları, cemiyete yerleştirmeye çalışan kişiler bilmelidirler ki, inançsızlığın ve ahlâksızlığın umûmî bir hâl alması, cemiyetlerin yıkılmasına ve helâkine sebep olur. Hz. Nûh ve Hz. Lût kavimlerinin ve daha pek çok milletlerin toplu helâkleri bu yüzden olmuştur.

Kur?ân-ı kerîm, hadîs-i şerîfler ve İslâm âlimlerinin eserlerinde, insanların Allahü teâlâya karşı, birbirlerine, hattâ hayvanlara ve cansızlara karşı nasıl davranacakları geniş olarak bildirilmiştir. Bunların öğrenilmesi, çoluk-çocuğa, akribâ-i taallukâta, bütün âile fertlerine de öğretilmesi lâzımdır.

?İNSAN?LARIN DİĞER VARLIKLARDAN ÜSTÜN OLMALARI

Herkesçe bilindiği gibi, cemâdât (cansızlar), nebâtât (bitkiler) ve hayvânât(canlılar)tan müteşekkil mahlûkâtın, yaratıkların en üstünü olan ?insan?ların diğer varlıklardan imtiyâzlı ve üstün olmaları, kuvvetle, vücut iriliğiyle, çok yemekle, yiğitlikle değil, îmân, ilim, ahlâk, edep, terbiye ve takvâya sâhip olmaları iledir.

Bilindiği üzere, ilk emri, “Oku” diye başlayan İslâm dîninde ilme büyük ehemmiyet verilmiştir. İlim mevzûunda, ilmin temîn edeceği yüksek dereceler husûsunda, Kur’ân-ı kerîmde müteaddid âyet-i celîleler ve Peygamber Efendimizin birçok hadîs-i şerîfleri vardır.

“İlim rütbesi, rütbelerin en yükseğidir” hadîs-i şerîfi, ilim rütbesinin durumunu yeteri kadar ifâdeye kâfî olsa gerektir.

“Şerefü’l-insâni bil-ilmi vel-edeb, lâ bil-mâli ve’n-neseb: İnsanın şerefi ilim ve edebledir. Mâl ve neseble değildir” kelâm-ı kibârı da, konuyu ne güzel özetlemektedir?

?Âdemoğlunun edebden nasîbi yok ise insan değildir. Âdemoğlu ile hayvan arasındaki fark budur. Gözünü aç ve gör ki, Allahü teâlânın bütün kelâmının mânâsı, âyet âyet edebden ibârettir.? (Şems-i Tebrîzî)

İlim meclislerinde aradım, kıldım taleb,

İlim geride kaldı, ille edeb, ille edeb.

Edeb bir tâc imiş nûr-i Hudâ’dan

Giy ol tâcı, emîn ol her belâdan  (Yûnus Emre)

YAŞAMAKTAN MAKSAT İYİ İŞLER YAPMAKTIR

Bir kimsenin iyi veya kötü olduğu yaptığı işlerden anlaşılır. Onun için, ?Âyinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz? denilmiştir. Yaşamaktan maksat iyi işler yapmaktır. Nitekim Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı kerîmde meâlen: “Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını imtihân edip ortaya çıkarmak için ölümü de, hayâtı da yaratan O’dur?” (Mülk, 2) buyurmuştur.

Aslında bütün insanların yaratılmalarındaki maksad da, Allahü teâlâya ibâdet etmeleridir. Yine Cenâb-ı Hak, ?Cinnîleri ve insanları, ancak (beni bilmeleri, tanımaları) bana ibâdet etmeleri için yarattım? (Zâriyât, 56) buyurmuştur.

?İbâdet?, Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmaktır. Allahü teâlânın rızâsı da, yapılmasını kesin olarak emrettiği farzları yerine getirmekte ve yasak ettiği harâmlardan kaçınmaktadır.

İslâmiyette farz kılınan ibâdetlerin faydası, insanlara yâni o ibâdetleri yapan fertlere, âilelere ve cemiyetleredir. Yoksa Allahü teâlâ, insanların ibâdetlerine muhtaç değildir. İnsan namaz kılmakla, oruç tutmakla hem Allah?a karşı kulluk vazîfesini yapmış, hem de kalbini her türlü kötülüklerden temizlemiş olur. Çünkü namaz ve oruç insanı rûhen yükseltir ve kötülüklerden alıkoyar. Aynı şekilde, Allah?ın emrettiği gibi malının zekâtını vermek ve muhtaçlara yardım etmekle de hem Allah?a karşı kulluk, hem de insanlara karşı insanî vazife yapılmış olur.

İSLÂMİYET; ?MEDENİYYET SÂHİBİ TOPLUM? MEYDÂNA GELMESİNİ İSTEMEKTEDİR

İslâmiyet; ?medenî insan? ve ?medeniyyet sâhibi toplum? meydâna gelmesi için, insanlara lâzım olan îmân ve ibâdetleri; iş, ahlâk ve cemiyet hayâtında uyulması gereken her şeyi bildirmiştir.

Bunlar; Allahü teâlânın bildirdiği, Hz. Peygamber Muhammed aleyhisselâmın öğrettiği, Eshâb-ı kirâmın naklettikleri ve İslâm âlimlerinin de açıkladıkları hususlardır.

İnsanlığın bugün bunaldığı, çözmekte sıkıntıya düştüğü her şeyin çözüm ve çâresi bunların içinde vardır. Bugün çok perişan hâlde olan insanlığın kurtuluşu için, bunlardan istifâde etmelidir.

Marcel A. Boisard isimli bir Fransız, ?L?Humanisma de l?Islam? adlı eserinde:

?…Târihte ilk defâ insana sosyal, rûhî, siyâsî, ahlâkî, hukûkî değerlerini en iyi şekilde veren, bu anlayışla büyük bir medeniyet ve eşsiz bir kültür meydana getiren İslâmdır…? demektedir.

Gerçekten de insanlık, insana kıymet vermeyi İslâmiyet?ten öğrenmiştir. Başka kültürlerde insana acımasızca davranılırken, ona en âdil muâmele tarzını İslâmiyet getirmiştir. İslâmiyet, başkasına zarar vermek şöyle dursun, insanların kalbini kırmaktan bile çok şiddetle men etmiştir. Nitekim Peygamber Efendimiz; ?Bir mü?minin kalbini kırmak, yetmiş defâ Kâbe?yi yıkmaktan daha şiddetlidir? buyurmaktadır. Peki bu sadece mü?minlerle, müslümanlarla mı kayıtlıdır? Elbette ki hayır.

İslâmiyet, İslâm devletinin vatandaşı olan gayr-i müslime de adâletle muâmeleyi emreder; zulüm ve haksızlığı yasaklar. Sevgili Peygamberimiz; ?Kim bir zimmîye (gayr-i müslim vatandaşa) zulmeder veya taşıyamayacağı bir yükü yüklerse, ben o kimsenin hasmıyım? buyurur.

İslâmî ilimlerden tasavvufun konusu da, insanları bu rûh olgunluğuna kavuşturmaktır. Peygamberimizin vârisi durumunda olan, ?Ulemâ ve Evliyâ? denilen, Allahü tealânın sevdiği kullar, hayâtları boyunca, insanları bu ve daha pek çok rûhî olgunluklara eriştirmek için çalışmışlardır.

İYİ BİR İNSAN NASIL OLUR?

?İyi insan? olmak için ?kâmil (olgun) müslümân? olmak gerekir. Zâten müslümân, iyi insan demektir. ?Müslümân?a ?mü?min? de denir. Kur’ân-ı kerîmde ?el-Mü?min? ve ?el-Mü?minûn? isimlerini taşıyan iki sûre-i celîle vardır. Bir müslümân, herkes için hayır ister. Peygamber Efendimiz, bu konuda buyurmuştur ki: ?Kendin için sevdiğini, başkaları için de sev ki müslümân olasın.? [Harâitî]

İslâm dîninin gâyesinin, beş şeyi (ya?nî dîni, aklı, nesli, bedeni ve malı) korumak olduğu bildirilmiştir. Bütün Peygamberler, ümmetlerine bildirdikleri emir ve yasaklarda, dâimâ bu beş şeyi gözetmişlerdir. Tabîî ki bu Peygamberler, bu emir ve yasakları, kendiliklerinden değil, Allahü teâlâ nâmına, O?nun emriyle bildirmişlerdir. Bu beş esâsın gâyesi de, îmânı muhâfaza ederek müslümân olarak ölmektir. Kur?ân-ı kerîmde mealen buyuruluyor ki: ?Ancak müslümân olarak can veriniz!? [Âl-i İmrân, 102]

MÜSLÜMÂNLIĞIN GAYESİ NEDİR?

?Müslümânlığın gayesi nedir?? diye bir suâl sorulacak olursa, ?insanları İslâm-ı hakîkî üzere yaşatıp îmân-ı kâmil ile bu dünyâdan göçmelerini sağlamak ve Cennet?te ebedî seâdete erişmelerini te?mîn etmektir? şeklinde özet bir cevap verilebilir.

Bilerek veya bilmeyerek, inanarak veya inanmayarak İslâmiyet?e uygun yaşayan bir kimse, bu dünyâda, yaptıklarının faydasını görür. Ama âhırette de faydasını görebilmesi için, behemehâl îmânla şereflenmesi lâzımdır.

Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, râhatlık ve saâdet menbaı olan dînlerini gönderdi. Dînlerin sonuncusu, İslâm dînidir. Aslında Hazret-i Âdem aleyhisselâmdan Peygamber Efendimize gelinceye kadar dîn tektir, o da tevhîd dîni olan İslâmiyettir. Diğer dînler, kötü insanlar tarafından değiştirildi. Müslümân olsun, kâfir olsun, herhangi bir insan, bilerek veya bilmeyerek İslâmiyet?e uygun yaşarsa, dünyâda hiç sıkıntı çekmez; râhat ve neş?e içinde yaşar. Avrupa?da ve Amerika?da İslâmiyet?e uygun çalışan kâfirler, böyle râhat ediyorlar. Fakat, kâfirlere âhirette hiç sevâp ve mükâfât verilmez. Böyle çalışan, eğer müslümân olur ise, âhirette de sonsuz saâdete kavuşacaktır.

İslâm?a tâm uyan tâm huzûrlu olur. İslâmiyet, insanların dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmaları için ihsân edilmiştir. Ama insanın i?tikâdda ve amelde noksânı olursa huzûrsuz olabilir. ?İslâm, huzûrlu olmaya yeterli mi?? diye bir suâl sorulacak olursa, ?elbette yeter? deriz. ?Yetmez? diyen, hâşâ, ?Allahü teâlâ, dînini eksik göndermiştir? demiş olur, O?na kusûr isnâd etmiş olur.

İYİ BİR İNSANIN VASIFLARI NELERDİR?

Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîminde meâlen buyuruyor ki:

?Mü?minler, kurtuluşa ermişlerdir. Onlar namazlarını huşû içerisinde kılar, boş şeylerden yüz çevirir, zekâtlarını verir, iffetlerini korurlar?? [Mü?minûn, 1-5]

?[Mü?minler] büyük günâhlardan ve hayâsızlıktan sakınır, öfkelenince kusûrları bağışlar ve işlerini aralarında istişâre ederler.? [Şûrâ, 37-38]

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:

?Müslümân, elinden ve dilinden diğer müslümânların [başka bir rivâyette insanların] sâlim [emîn] oldukları kimsedir.? [Buhârî]

?Komşusu, kötülüğünden emîn olmayan kimse, [kâmil] mü?min olamaz.? [Buhârî]

?Mü?min, kötülemez, müstehcen konuşmaz ve hayâsız olmaz.? [Hakim]

?Mü?min, başkalarıyla ülfet eder [uzlaşır, anlaşır, uyuşur], kendisiyle de ülfet olunur. Ülfet etmeyen ve kendisiyle de ülfet edilmeyende hayır yoktur.? [Beyhekî]

?Mü?min arı gibidir; konduğu dala zarar vermez; eseri de güzeldir.? [Beyhekî]

?Mü?min, uysal bir deve gibi, ?Ih? denince, yer sert olsa da çöker.? [Beyhekî]

?Mü?min geçim ehlidir. Arkadaşına râhatlık verir.? [Dârekutnî]

?Mü?minin yanına gelen, güzel bahçeye girmiş gibi ferahlık duyar.? [Deylemi]

?Mü?min sert değildir. Yumuşaklığından dolayı ahmak zannedilir.? [Deylemi]

?Mü?min akıllı, basîretli ve uyanıktır. Her işte Allah?ın rızâsını gözetir. Acele etmez, ilim sâhibidir, harâmlardan da kaçar.? [Deylemî]

?Mü?min, koku satana benzer. Yanına oturan, beraber gezen veya onunla iş yapan faydasını görür.? [Taberânî]

MÜSLÜMÂNLIK, SEVGİ VE KARDEŞLİK DÎNİDİR

Müslümânlık, sevgi, kardeşlik, afv, mağfiret ve güzel ahlâk dînidir. Kur’ân-ı kerîm, hadîs-i şerîfler ve İslâm târihi bunun sayısız örnekleriyle doludur. Sevgi hakkındaki sayısız âyet-i kerîmelerden birkaçı meâlen şöyledir:

Allahü (teâlâ) şu kimseleri sever:

?Allahü (teâlâ) iyilik edenleri sever.? [Bakara, 195]

?Ey Habîbim, Yahûdî ve Hıristiyânlara] de ki: Eğer Allah?ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin, günâhlarınızı affetsin? [Âl-i İmrân, 31]

?Allahü (teâlâ) ihsân edenleri sever.? [Âl-i İmrân, 134]

?Allahü (teâlâ) sabredenleri sever.? [Âl-i İmrân, 146]

?Allahü (teâlâ) adâlet edenleri sever.? [Mâide, 42]

Ama Allahü teâlâ şu kimseleri sevmez:

?Allahü (teâlâ) zâlimleri sevmez.? [Âl-i İmrân, 57]

?Allahü (teâlâ) çirkin sözün açıklanmasını sevmez.? [Nisâ, 148]

?Allahü (teâlâ) fesâtçıları sevmez.? [Mâide, 64]

?Allahü (teâlâ) isrâf edenleri sevmez.? [En?âm, 141]

?Allahü (teâlâ) kibirlenenleri sevmez.? [Nahl, 23]

Hadis-i şeriflerde sevgi hakkında buyuruldu ki:

?Allahü teâlâ cemîldir [güzeldir], cemâl sâhiplerini sever.? [Müslim]

?Allah tektir, teke riâyet edeni sever.? [Beyhekî]

?Allahü teâlâyı seven hayâ sâhibi olur.? [Râmûzu?l-Ehâdîs]

?Seven kişi, sevdiği ile berâberdir.? [Buhârî]

?Âşık olup, sevgisini gizleyen ve iffetini muhâfaza eden, şehîd olarak ölür.? [Hatîb Bağdâdî]

?İyiliği, iyilik edeni sevin!? [Ebuşşeyh]

?Kendisi için sevdiğini arkadaşı için sevmeyen, mü?min olamaz.? [Buhârî]

?Allahü teâlâ, komşusuna ve zimmîlere zulmedeni sevmez.? [Deylemî]

?Mü?min olmadıkça Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de mü?min olamazsınız.? [Müslim]

?Allah indinde en sevgili kimseler, ahlâkça en güzel olanlardır. Bunlar, başkaları ile ülfet ederler, kendileri ile de kolayca ülfet olunur. Allahü teâlânın sevmediği kimseler ise, laf taşıyanlar, kusûr araştıranlar, iki kişinin arasını açanlardır.? [Hatîb Bağdâdî]