KİTABU’L-İMAN – 06

Bugünkü sohbetimizde başka bir hadis-i şerifin izahını yapmaya çalışacağız.

Bir kimse, Resulullah Efendimize geldi ve: (Ya Resulallah! İslamda en hayırlı amel hangisidir?) diye sordu.

Sevgili Peygamberimiz: (Yiyecek yedirmen ve   tanıdığına-tanımadığına selam vermendir) buyurdular.

Bu hadis-i şerifte, Allah’ın kullarına yemek yedirmenin ehemmiyeti anlatılmaktadır. Eshab-ı kiram, bu hususa çok önem verirlerdi. Hatta yedirecek fazla birşeyleri olmasa bile, kendileri yemez, misafire yedirirlerdi.

Nitekim bir gün Resulullah Efendimizin huzuruna bir kimse geldi ve bir kaç günden beri hiç yemek yemediğini söyledi. Sevgili Peygamberimiz buna çok üzülüp bir sahabiyi kendi hanelerine göndererek bir kişilik yiyecek olup olmadığını sordurdular.

Ancak Resulullah’ın evinde de hiç yiyecek yoktu. Bu haberi alınca, bu sefer, Eshab-ı kirama hitaben: (Ey Eshabım! İçinizde bu fakiri evine götürüp karnını doyuracak kimse var mı?) diye sordular. Lakin o günlerde kuraklık ve kıtlık hüküm sürdüğünden, Eshab-ı kiramın evlerinde de misafir ağırlayacak miktarda yemek bulunmuyordu.

O arada bir sahabi: (Ya Resulallah! Onu ben misafir edebilirim) dedi ve o kimseyi alıp evine götürdü. Hanımına: (Bir misafir getirdim. Bir şeyler hazırla da birlikte yiyelim) dedi.

Hanımı: (Olur ama, evimizde sadece çocuklara yetecek kadar yemek var) diye söyleyince, o sahabi: (Olsun, çocukları uyut. Bu akşam yemesinler. Biz de yemiyelim) dedi. Hanımı, o bir kişilik yemeği tepsiye koyup götürdü. Misafirle o sahabi oturup yemeğe başladılar. Ancak ev sahibi de yiyecek olsa, misafirin karnı doymıyacaktı. O sahabi düşündü ve kendi kendine: “Ben de yesem, misafir doymayacak. Ben yemezsem, bu sefer de misafir utanır ve rahat yiyemez” dedi ve kandilin yanına gitti. Kandilin ışığını fazlalaştırıyormuş gibi yapıp kandili söndürdü ve: (Eyvah kandil söndü. Yağ da yok ki koyalım. Neyse karanlıkta da yeriz) diyerek gelip sofraya oturdu. Yiyormuş gibi yapıp hiç yemedi. Misafir o yemeğin hepsini yiyip doydu. Ertesi gün Resulullah Efendimizin huzuruna gittiğinde, o sahabiye: (Dün akşam, o misafire yaptığın muameleden dolayı, Allahü teala, senden razı oldu) buyurdular.

Yine hazret-i Ömer halifelik yaptığı müddetçe, sık sık fakirlere yemek verir, hatta fakirler arasında dolaşıp ekmeği bitene ekmek, yemeği bitene yemek götürürdü. Eshab-ı kiram: (Ey mü’minlerin emiri! Siz halifesiniz. Zahmet etmeyin, bu hizmeti biz yapalım) dediklerinde: (Hayır, ben bu işi yapmaktan büyük haz duyuyorum. Severek zevkle yapıyorum) buyururdu.

Hadis-i şerifte geçen selamlaşmak hususuna gelince iki müslümanın karşılaştığı zaman birbirine (es-Selamu aleyküm veya Selamün aleyküm) demesi ve el ile müsafeha etmesi sünnettir. Müsafeha ederken ikisinin de günahları dökülür.

(Selamün aleyküm) demek, (Ben müslümanım. Benden sana zarar gelmez. Selamettesin) manasına da gelen bir cümledir.

Müslüman olmayanlara selam verilmez. Onlar selam verirse yalnız (Ve aleyküm) denir.

Nikahla alması ebedi haram olan onsekiz mahrem kadına selam vermek caizdir. Selamlarına cevap vermek farz-ı kifayedir. Ancak İbni Abidin “rahmetullahi aleyh” yirmi kimseye selam vermenin haram, günah olduğunu bildirmektedir. Mesela , namazda olana, hatibe, hutbe okurken, Kur’an-ı kerim okuyana, va’z edene, hadis-i şerif okuyana ve bunları dinliyenlere, fıkıh dersi çalışana, mahkemede hakimlere, din dersi müzakere edenlere, ezan ve ikamet okuyan müezzine, din dersi veren öğretmene, yabancı kız ve kadınlara, satranç ve her oyunu oynayanlara, kumar oynayanlara, içki içenlere, gıybet edenlere, aşikare günah işleyenlere selam verilmez. Günah işleyenler tevbe ederlerse, tabii ki bundan sonra onlara selam vermekde mahzur yoktur.

Selam verene ve aksırıp (Elhamdülillah) diyene, hemen cevap vermek farz-ı kifayedir. İşitenlerin cevabı geciktirmesi haramdır.

Mektupla gelen selamı okuyunca, hemen (Ve aleyküm selam) demek farzdır.

Birisine selam götürmeyi kabul eden kimsenin bu selamı götürmesi farzdır. Çünkü üzerine emanettir.

Yerken ve içerken selam verilirse ve çocuğun ve sarhoşun verdiği selama cevap vermek farz olmaz.

Selam verirken (Selamün aleyküm ) veya (Esselamü aleyküm) diyerek selam verilir. Sadece (Selam) veya (Selam aleyküm) diyenlere ve başka sözlerle selam verene de cevap vermek farz olmaz.

Zengine zengin olduğu için selam vermek caiz değildir. Zengin önce selam verir ise, cevap vermek farz olur.

Selamda sünnet şöyledir ki önce büyük küçüğe, şehirli köylüye,devedeki ata binmiş olana, attaki merkebde olana, merkeb üstündeki yaya yürüyene, ayakta olan oturana, az olan çok olana, efendi hizmetçisine, baba oğluna, ana kızına verir.

Rütbe ve ni’meti çok olan önce selam verir. Nitekim Mi’rac gecesi önce Allahü teala, Habibine selam verdi. İki müslüman brbirine aynı anda selam verirse her ikisinin de birbirine cevap vermesi farz olur. Birbirinden sonra selam verirlerse, ikincisinin verdiği selam cevap yerine geçer.

Çok kimseye selam verildiği zaman, bir kişi hatta bir çocuk bile cevap verince, ötekiler vermese de olur.

Abdullah bin Selam buyuruyor ki: Resul-i Ekrem Efendimiz Medine’ye hicret buyurduğu zaman mübarek ağzından ilk işittiğim hadis-i şerif şu idi:

(Birbirinize selam veriniz. Birbirinize yemek ikram ediniz. Akrabanızın hakkını gözetiniz. Gece herkes uyurken namaz kılınız. Bunları yaparak selametle Cennete giriniz.)

İmam-ı Rabbani hazretleri de Mektubat kitabında buyuruyor ki: (Müslümanın müslüman üzerinde beş hakkı vardır. Selamına cevap vermek, hastasını yoklamak, cenazesinde bulunmak, davetine gitmek ve aksırıp Elhamdülillah diyene Yerhamükellah diyerek cevap vermektir.) 

5. hadis-i şerif hakkında da bu açıklamalarla iktifa edelim, yetinelim. Yarın inşaallah 6. hadis-i şerife geçeceğiz.