KİTABU’L-İMAN – 04

Üç günden beri, “Müslüman, elinden ve dilinden, diğer müslümanların zarar görmedikleri kimsedir. Muhacir de, Allah’ın yasakladığı şeyi terkedendir” hadis-i şerifinin manasını sizlere arz etmeye çalışıyoruz. Bugün de hadis-i şerifin ikinci kısmı üzerinde durmak istiyoruz.

Takva, Allah’tan korkmak, haramlardan sakınmak demektir. İslam alimlerinin en büyüklerinden olan İmam-ı Rabbani hazretleri, bir kimseye yazdığı bir mektupta şöyle buyuruyor:

(Allahü tealaya hamd, sevdiği kullarına selam olsun. Kıymetli dostlarımın dünyanın yaldızlı, süslü günahlarına aldanmış olmasından korkuyorum. Bunların güzel ve tatlı görünüşlerine çocuklar gibi kapılacaklarını düşünerek çok üzülüyorum. İnsan ve cin şeytanlarının teşvikiyle haramlara kaymalarından ve böylece Allahü tealaya karşı mahcup ve utanacak hale düşeceklerinden çok sıkılıyorum. Tövbe ve istiğfar etmeli, haram ve günahları öldürücü zehir bilmelidir.

 

Allahü teala lütfederek, acıyarak, kullarına çok şeyleri helal kılmış, izin vermiştir. Ruhu hasta, kalbi bozuk olduğu için bunlarla doymayıp, bu bitmez tükenmez helalleri bırakarak İslamın hududundan dışarı taşanlar, günah ve haramlara uzananlar ne kadar bedbaht ve zavallıdır.

Dinimizin hududunu gözetmeli, buradan dışarı taşmamak lazımdır. Adet üzere, alışkanlık ile namaz kılan ve oruç tutan çoktur. Fakat İslamiyyetin hududunu gözeten, haram ve günahlara düşmemeye dikkat eden pek azdır.

Halbuki sevgili Peygamberimiz bir hadis-i şerifte: (Dinimizin direği, temeli Vera’dır), bir hadis-i şerifte de, (Hiçbir şey vera’ gibi olamaz) buyurdular.

İbni Abidin hazretleri de, kendi ismi ile meşhur kitabında (Haramlardan sakınmaya Takva denir) buyuruyor.

Yine İmam-ı Rabbani hazretleri, Hindistan valilerinden Han-ı Hanan’a yazdığı mektubunda buyuruyor ki:

(Mektubuma Besmele ile (yani Allahü tealanın ismi ile) başlıyorum. Her hamd, şükür O’nun hakkıdır. Kıymetli ömrümüz günah işlemekle, kusur kabahat yapmakla, faidesiz lüzumsuz konuşmakla geçip gidiyor. Bunun için tövbeden, Allahü tealaya karşı boyun bükmekten söyleşmemiş, vera ve takvadan konuşmamız hoş olur.

Nur suresinin 31. ayet-i kerimesinde mealen:

(Ey mü’minler! Hepiniz Allahü tealaya tövbe ediniz. Tövbe etmekle kurtulabilirsiniz) buyuruldu.

Tahrim suresinin sekizinci ayet-i kerimesinde de mealen:

(Ey iman eden seçilmişler, Allahü tealaya dönünüz. Halis tövbe edin. Yani tövbenizi bozmayın. Böyle tövbe edince, Rabbiniz sizi belki af eder ve ağaçlarının, köşklerinin altından sular akan Cennetlere sokar) buyurulmuştur.

Peygamber Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Allahü teala buyuruyor ki: Ey kulum, emrettiğim farzları yap, insanların en abidi olursun. Yasak ettiğim haramlardan sakın, vera sahibi olursun. Verdiğim rızka kanaat eyle, insanların en ganisi olursun, kimseye muhtaç kalmazsın).

Yine sevgili Peygamberimiz, Ebu Hüreyre hazretlerine buyurdu ki: (Takva sahibi ol ki, insanların en abidi olursun.)

Hasan-ı Basri hazretleri buyurur ki: (Zerre kadar takva sahibi olmak, bin nafile oruç ve namazdan daha hayırlıdır.)

Ebu Hüreyre “radıyallahü anh” da buyuruyor ki: (Kıyamet günü, Allahü tealanın huzurunda kıymetli olanlar, takva ve zühd sahipleridir. Musa aleyhisselama hitap eden ayet-i kerimede mealen: (Bana yaklaşanlar, sevgime kavuşanlar içinde, takva sahipleri gibi yaklaşan olmaz) buyuruldu.

Bazı İslam alimleri buyuruyor ki: (Bir kimse, şu on şeyi kendine farz bilmedikçe, tam takva sahibi olmaz. Gıybet etmemeli, mü’minlere su-i zan etmemeli, kötü bilmemeli, kimse ile alay etmemeli, kendini beğenmemek için Allahü tealanın kendisine yaptığı ihsanları, ni’metleri düşünmeli. Malını helal yere harcedip, haramlara vermemeli. Nefsi, keyfi için mevki-makam istemeyip, buraları insanlara hizmet yeri bilmeli. Beş vakit namazı vaktinde kılmayı birinci vazife bilmeli. Ehl-i sünnet alimlerinin bildirdiği iman ve işleri iyi öğrenip, kendini bunlara uydurmalı.)

İmam-ı Rabbani hazretleri yine bir mektubunda buyuruyor ki: (Bütün günahlara tövbe etmek nasib olur ve vera ile takva, yani haram ve günahların hepsinden sakınmak müyesser olursa, büyük ni’met, yüksek devlet ele geçmiş olur. Bu ele geçmezse, bazı günahlara tövbe etmek ve bazı haramlara vera eylemek de ni’mettir. Bu bazıların bereket ve nurları, belki hepsine sirayet eder de, bütün günahlara tövbe etmeye ve tam takva sahibi olmaya yol açar.)

Muhammed Masum Faruki hazretleri de buyuruyor ki: (Farzları yapmakla Allahü tealaya yaklaşmak, nafilelerle olan yaklaşmaktan daha çoktur. Fakat ihlas ile yapılan farzlar, bu yakınlığı hasıl eder. İhlas, ibadetleri Allah için yapmaktır.

Takva ile ve ibadet yapmakla kendisine fayda gelir. Takva, haramlardan nefret etmek, haram işlemeyi hatırına bile getirmemektir. Allahü tealaya yaklaşmak, Onun rızasına ve sevgisine kavuşmak demektir.

Allahü tealanın, mü’minlerin kalplerine gönderdiği nurlar, feyzler, ibadetleri ve takvası çok olanlara gelmektedir. Bu feyzler, Resulullahın mübarek kalbinden yayılmaktadır. Bu feyzleri almak için Resulullahı sevmek şarttır.

Sevmek de, Onun ilmini, güzel ahlakını, mucizelerini öğrenmekle hasıl olur. Resulullahın kalbinden çıkan nurlar, evliyanın kalplerinden dolaşarak zamanımıza kadar geldi.

Nitekim hadis-i şerifte (Her şeyin menba’ı vardır. Takvanın menba’ı, kaynağı ise evliyanın kalpleridir) buyuruldu. Bundan anlaşılıyor ki, ihlasın ve takvanın asıl ve tek menba’ı, Resulullah Efendimizin mübarek kalbidir.

Nitekim kendisi (En ziyade takvalınız ve Allahı en çok bileniniz, şüphe yok ki benim) buyurmuşlardır.)

3. hadis-i şerifle ilgili açıklamalarımızı burada bitirip yarın inşaallah 4. hadis-i şerife geçmek istiyoruz.