KİTABU’L-İMAN – 03 – Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

KİTABU’L-İMAN – 03

İmam-ı Gazali hazretleri, dil afetlerini sayarken, dün zikrettiğimiz 13 maddeye şunları da ilave etmektedir:

14-İnsanları dünya menfaati için övmek, yaranmak:

Bunda altı afet vardır. Dördü söyleyen için, ikisi de övülmekte olan, dinleyen içindir.

Övenin Afetleri kısaca şöyle zikredilebilir:

a-Olduğundan fazla söyleyip, yalancı olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “İnsanları övmekte aşırı gidenin, Kıyamette dili o kadar uzun edilir ki, yere yayılır, üzerine basar ve ayağı kayıp düşer.”

b-İçinde nifak olur ve karşısındakini överek onu sevdiğini göstermek ister. Halbuki onu sevmez.

c-Aslını bilmediği şeyler söyler.

d-Övdüğü kimse zalim olabilir ve o zalim onun sözü ile sevinebilir. Zalimi sevindirmek te caiz değildir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: “Fasıkı övene Allahü teala gadab eder.”

Övülen kimsenin zararlarına gelince onlar da:

a-Kendini beğenir ve gururlanır.

b-Karşısındakine alimsin ve salihsin, çok iyisin gibi sözler söylerse, ilerisi için çalışmaz ve: “Ben zaten olgunlaştım” der. Bunun içindir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyururlar ki: “Bir kimsenin keskin bir bıçak ile bir kimseye saldırması, onu yüzüne karşı övmekten daha iyidir.”

Bu altı afetin zararı olmazsa övmek iyi olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Sahabe-yi Kiramı zaman zaman medhetti ve:

“Ey Ömer! Beni Peygamber olarak insanlara göndermeselerdi, seni gönderirlerdi” buyurdu.

Yine buyurdu ki: “Eğer bütün alemdekilerin imanı, Ebu Bekr’in imanı ile tartılsa Ebu Bekr’in imanı ağır gelir”

Buna benzer hadis-i şerifler çoktur. Bu övmenin onlara zarar vermeyeceğini biliyordu.

Fakat kendini övmek çirkindir, kötüdür ve Allahü teala bunu yasak etmiştir ve: “Ben iyiyim deyip, kendinizi övmeyiniz” buyurmuştur.

Ama bir kimse mürşid, rehber veya üstad ise, diğerlerinin de yükselmesi ve örnek alınması için kendi halini anlatırsa caizdir.

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Ben insanoğlunun en üstünüyüm. Övünmüyorum” buyurdu. Yani ben, bu üstünlük ile değil, bana bu üstünlüğü verenle övünüyorum, Allahü tealanın bana olan ni’metini zikrediyorum demektir. Bunun için Allahü teala, herkesin Peygamberimiz (s.a.v.)’e uymasını buyuruyor.

Hadis-i şerifin ikinci bölümü olan “Muhacir de Allah’ın yasakladığı şeyi terk edendir” cümlesine gelince:

Hz. Peygamber (s.a.v.), Medine’ye hicretinden Mekke’nin fethine kadar, her tarafta müslümanlar zayıf idi. Medine’de Peygamberimiz (s.a.v.) siyasi güçten uzaktı. Çünkü müslümanların sayısı o sıralar orada azdı. Bunun için hem Medine’deki müslüman sayısının artıp siyasi ağırlık kazanılması, hem de taşrada müslüman olanların İslam’ı daha rahat yaşabilmeleri için ayet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde müslümanlar ısrarla hicrete davet ediliyordu. Hatta iman nedir? diye soranlara, Peygamberimiz (s.a.v.)’in “Hicret etmektir” şeklinde cevap verdikleri bilinmektedir.

Bu ısrarlı teşvikler sonunda, hicret etmek şartıyla biat etmek, sonra da ailesini, malını, mülkünü, kurulmuş hayat düzenini terk ederek tek başına Medine’ye hicret etmek fevkalade kıymetli bir amel olmuştur.

Mekke’nin fethinden sonra vaziyet değiştiğinden, Peygamberimiz (s.a.v.) hicreti yasakladı. Hicret üzere biat edip, muhacire va’d edilen manevi ücretten nasibdar olmak isteyenlerden, bu maksadla ısrar edenlerden, talebleri kabul edilmeyince Hz. Peygamber (s.a.v.) yanında hatırı yüce olan şefaatçilere başvuranlar bile çıkmıştır.

Resulullah (s.a.v.) “Fetihten sonra artık hicret kalmadı” derken, hicret sevabını aynen kazandıracak, başka ameller göstermiştir.

Mesela hicreti “……. kötülüğü terketmendir”, “……. Rabbinin hoşlanmadığı şeyleri terk etmendir” veya “Halbuki muhacir Allah’ın haram kıldığı şeyleri terk edendir” şeklinde izah buyurmuşlardır.

Bu hadis-i şerifte de, Mekke’nin fethinden sonra, müslümanlar için hicretin, hicret sevabına ermenin yolunun, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk etmek olduğu ifade edilmiştir.

Bildiğiniz gibi haramlardan sakınmaya, Allah’dan korkmaya takva denir. Bugün vaktimiz dolduğu için, yarın inşaallah bir nebze takvadan bahsetmeyi arzu ediyoruz. Yarın yapılacak açıklamalarla, Sahih-i Buhari’deki iman bölümünün üçüncü hadis-i şerifini de bitirmiş olacağız.