HAKİKATİ ANLATACAĞIM

MUHAMMED EMİN ERBİLÎ

Son asırda Irak’ta ve Mısır’da yaşamış olan velîlerden ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimlerinden. Babasının ismi Fethullah’tır. Doğum târihi bilinmemektedir. Ancak on dokuzuncu yüzyılın ortalarında Irak’ın Erbil şehrinde doğdu. 1914 (H.1332) senesinde Kâhire’de vefât etti. Kabri, Karafe kabristanındadır.

Kâdiriyye yolu ileri gelenlerinden olan babası Fethullah Efendinin terbiyesinde yetişen Muhammed Emin Erbilî, babasından Kur’ân-ı kerîm okumayı ve diğer temel din bilgilerini öğrendi. Erbil’de bulunan âlim ve velîlerin ilim meclisinde ve sohbetlerinde bulundu. Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mevlânâ Şeyh Ömer’e talebe oldu. Onun hizmet ve sohbetlerinde bulundu.Şeyh Ömer Efendinin pek çok yüksek hallerine ve kerâmetlerine şâhid oldu. Onun sohbetinde ilâhî feyzlere kavuştu. Nefsinin istediklerini yapmamak ve istemediklerini yapmak sûretiyle Allahü tealânın rızâsına kavuşmaya çalıştı. Nakşibendiyye yoluna göre yetişip güzel ahlâk ve iyi haller sâhibi oldu. Hocasının talebeleri arasında en yükseği oldu. Hocasının verdiği vazifeleri edepli bir şekilde ve tam olarak yerine getirdiği gibi, arkadaşlarına karşı da muâmelesi hoştu.

Mısır’da Ezher Medresesinde Muhammed Râzî isminde âlim bir zât vardı. Fakat tasavvuf yoluyla ilgisi yoktu. Bir gün Muhammed Emin Erbilî hazretleriyle oturup sohbet ederlerken, MuhammedEmin Erbilî’ye; “Bu zamanda mürşid-i kâmil yoktur. Kendisinin mürşid-i kâmil olduğunu söyleyenler ise bu zamânın deccalleridir. Eğer sen kendinin mürşid-i kâmil olduğunu söyleyecek olursan, sen sâlih bir kimsesin. Mürşid-i kâmil olmaktan çok uzaksın.” dedi. MuhammedEmin Erbilî hazretleri buyurdu ki: “Allahü teâlâ her zaman yeryüzünde mürşid-i kâmiller bulundurur. Allahü teâlâdan sana zamânın mürşid-i kâmilini göstermesini diliyorum.” Sohbetten sonra ayrıldılar. Muhammed Râzî ismindeki o kimse bir gece rüyâsında yüksek ve nûrlu kürsüler üzerinde oturan velîleri gördü. O zâtların yüzleri ayın on dördü gibi parlıyordu. Onlara imrenerek kendi kendine dedi ki: “Bunlar mürşid-i kâmil olan zâtlardır herhâlde.” Utanarak birisine yaklaştı ve; “Bu zamânın mürşid-i kâmilini biliyor musun?” diye sordu. O zât da; “Bu zamânın mürşid-i kâmili, şu senin yanında oturan arkadaşındır.” diyerek Muhammed Emin Erbilî hazretlerini işâret etti. Muhammed Râzî o zâtın işâret ettiği kimsenin yanına gidince Muhammed Emin Erbilî hazretlerini gördü. Muhammed Emin Efendiye; “Sen mürşid-i kâmil olan kimselerdensin de kendini niçin gizliyorsun. Beni de meclisine al.” dedi. Muhammed Emin Erbilî hazretleri; “Şimdi meşgûlüm. Sana hakîkati daha sonra anlatacağım.” buyurdu. Muhammed Râzî uykudan uyandı. Rüyâda gördüklerini düşündü. Ertesi gün, Ezher Medresesinin revaklarında oturan MuhammedEmin Erbilî””yi görüp onun yanına yaklaştı.Fakat Muhammed Emin Erbilî ona yumuşaklıkla; “Yâ Şeyh sabret. Sana olanları anlatacağım.” buyurdu. Bu söz karşısında şaşkına dönen Muhammed Râzî kendi kendine; “Ben rüyâda gördüklerimi kimseye anlatmadım.” dedi. O kimse, MuhammedEmin Efendiye; “Ben rüyâmda şöyle şöyle gördüm, fakat onu sana anlatmadım. Senin, bu zamânın mürşid-i kâmili olduğunu anladım. Beni de zikir meclisine kabûl et.” dedi. Muhammed Emin Erbilî hazretleri onu Bulak’taki meclisine kabûl etti. Muhammed Râzî ismindeki o zât da tasavvuf yoluna girip, ilerledi. Muhammed Emin hazretlerinin bereketiyle Allahü teâlânın rızâsına kavuştu.