ÇANAKKALE ZAFERİNİN MANEVÎ YÖNÜ – 2

(22 Mart 2008 – 14 Rebîu’l-evvel 1429 Cumartesi)

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı
M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Öğr. Üyesi

Aslında bu yazıyı, ampoule ?Çanakkale Zaferi?nin 93. yıldönümü olan 18 Mart 2008 günü yazmamız lâzımdı; ama bizim makalelerimiz Cuma ve Cumartesi günleri neşredildiği için, cialis 40mg bazen böyle târih uyuşmazlığı oluyor. Nitekim ?Mevlid Kandili?nin sene-i devriyesi de 19 Mart Çarşamba günü idi, ama biz ?Mevlid-i Nebevî?ye dâir yazılarımızı da 14-15 Mart Cuma-Cumartesi günleri yazabilmiştik.

Bugünkü ve yarınki makâlelerimizde, güzel yurdumuzun hemen her yöresindeki her evden bir şehîdin bulunduğu [benim de bir dedem ile 2 amcam şehîd ve bir amcam da gâzîdir], Osmânlı Devleti?nin, son bir gayretle yazdığı şanlı destânın, ?Çanakkale Zaferi?nin ma?nevî yönlerinden bahsetmeye çalışacağız.

Evvelâ şunu belirtelim ki, ?Çanakkale Savaşı?, dünyâ târihinin en kanlı ve Türkiye Târihinin de en büyük zaferlerinden biridir. İngiltere ve Fransa?nın Akdeniz donanmaları, Çanakkale Boğazı?nı cebren geçerek İstanbul?a erişmek istediler. Denizden geçemeyen düşman kuvvetleri, 25 Nisan günü Gelibolu Yarımadası?na asker çıkartarak ünlü Çanakkale Savaşı başladı.

[Türkiye Gazetesi Başyazarı Yılmaz Öztuna beyin de, 18-19 Mart 2007 tarihli makâlelerinde belirttiği gibi, Çanakkale Savaşı Komutanı, ?18 Mart Kahramanı? diye anılan, ama şimdiki törenlerde adı bile geçmiyen Cevad Çobanlı Paşa (1870-1938) idi; kendisi bir mareşalın oğludur ve 1919?da da Genelkurmay Başkanı idi.]

Düşman kuvvetleri, 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gittiler. Çanakkale Zaferi, İngilizler?e 205.000, Fransızlar?a 47.000 askere mal oldu; biz de 250.000 şehit verdik.

Ertuğrul Gâzî?nin, oğlu Osman Gâzî?ye bıraktığı 4.800 kilometrekarelik beylik, 43 yıl içinde, 3 mislinden daha fazla büyüyerek 16.000 kilometrekareye ulaştı.

Orhan Gâzi ise, babasından devraldığı devletini, 6 kat daha büyüterek 95 bin kilometrekareye çıkardı.

Nihâyet Murâd-ı Hüdâvendigâr, [1361-1389 yılları arasında], devletini beş misli daha büyüterek 500 bin kilometrekareye yükseltti. Artık aşîretten beyliğe geçen Osmanlı Devleti, imparatorluğa hazırlanıyordu ve gâyesini de çizmişti:

Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmaniyânız kim

Muhammerdir serâpâ mâyemiz hûn-i şehâdetten

Biz ol âlî-himem erbâb-ı cidd ü ictihâdız kim

Cihângîrâne bir devlet çıkardık bir aşîretten.

Gerçekten de bir aşîretten cihângîr bir imparatorluğa giden yolda Osmanlı hânedân mensûplarının kudret kaynakları incelenecek olursa, devletin temelleri ve şaşırtıcı yükselişi daha iyi anlaşılır. Nitekim, Fransız târihçisi Grengur da, ?Bu yeni imparatorluğun teessüsü, beşer târihinin en büyük ve hayrete değer vak?alarından biridir? demektedir.

TÜRK MİLLETİNİN BAZI ZAFERLERİ

Gerek ?Mukaddes İslâm? târihinde, gerekse şanlı ?Türk Milleti?nin târihinde, târihe altın harflerle yazılmış pekçok ?ZAFER? vardır.

Bilindiği gibi ?ZAFER?: ?Savaşta kazanılan başarı; düşmanın bozguna uğratılması? demektir. Yarın inşâallah misâl olarak bazı zaferleri zikredeceğiz.

Peşînen belirtelim ki, bu zaferlerdeki başarının sırrı, müslümânların ?ölürsem şehîd, kalırsam gâzî? düstûruyla hareket etmeleridir.

Müslümânları, asırlar boyu, harp meydanlarında zaferden zafere koşturan biricik arzû, âhirette şehîdlere verilecek sonsuz nîmetlere îmân etmeleri ve bunlara kavuşmak için cân atmalarıdır. Dünyânın fânîliğine, âhirette Cennetin ve nîmetlerinin sonsuzluğuna yakîn derecede îmân eden müslümânlar, şehîd olmaktan büyük bir haz, zevk duymuşlardır. Harp meydânlarında kahramânca dövüşen ve düşmândan yılmayan müslümân askerler, şehîd olmak arzûsuyla yanıp tutuşmuşlar ve düşmândan aslâ yüz çevirmemişlerdir.

Bütün kâmil müslümânların samîmî bir şekilde arzû ettiği şehîdlik mertebesinin fazîleti, yüceliği hakkında pekçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf vardır. [Makâlemizin hacmi müsâid olmadığından, burada sâdece 2 âyet-i kerîme meâli verebileceğiz.]

Allahü teâlâ, Kur?ân-ı kerîmde buyuruyor ki:

?Allah katında öldürülenleri, sakın ölüler sanma! Doğrusu onlar Rableri katında diridirler, Cennet meyvelerinden rızıklanırlar. Onlar, Allah?ın kendilerine verdiği ihsândan (şehîdlik rütbesinden) dolayı neş?eli hâldedirler ve arkalarından kendilerine şehîdlik rütbesiyle katılamayan mücâhitler hakkında şunu müjdelemek isterler: ?Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzûn da olmayacaklardır.? (Âl-i İmrân sûresi, 169-170)

?Kim Allah ve Peygambere itâat ederse, işte onlar Allah?ın kendilerine nîmetler verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehîdlerle ve sâlihlerle [iyi kimselerle, velîlerle] berâberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar.? (Nisâ sûresi, 69) [Şehîdlerle ilgili olan Bakara sûresinin 154, Âl-i İmrân sûresinin 157-158, Hacc sûresinin 58. âyetlerine de bakınız.]

Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) de buyurmuşlardır ki:

?Allahü teâlâ, şehîdin, kul borcundan başka bütün günâhlarını affeder.?

?Allah yolunda şehîd olmayı gönülden isteyen kimse, şehîd olmasa dahî şehîdlik sevâbına nâil olur.?

Türk milletinin zaferleri, onların istikbâline çeşitli yönler vermiştir. Her zaferin ayrı bir neticesi vardır: Meselâ [751 Temmuz?unda Çinlilere karşı kazanılan] ?Talas Zaferi?, Türklerin müslümânlarla tanışması; [26 Ağustos 1071?de Bizanslılara karşı kazanılan] ?Malazgirt Zaferi?, Türklere Anadolu kapılarını açması ve [1922?de Yunanlılara karşı kazanılan] ?30 Ağustos Zaferi? de, Türkiye?nin kurtarılması gibi husûsiyetleri taşır.

Türklerin kazandığı en önemli zaferlerden bazıları şunlardır:

Miryakefalon Zaferi, 17 Eylül 1176?da Bizanslılara,

Hattin Zaferi, 3 Temmuz 1187?de Haçlılara,

Ayn-ı Câlût Zaferi, 3 Eylül 1260?ta Moğollara,

Koyunhisâr Zaferi, 27 Temmuz 1301?de Bizanslılara,

Sırpsındığı Zaferi, 1363 yılında Haçlı ittifâkına,

Çirmen Zaferi, 26 Eylül 1371?de Balkan ittifâkına,

Birinci Kosova Zaferi, 9 Ağustos 1386?da Haçlı ittifâkına,

Niğbolu Zaferi, 25 Eylül 1396?da Haçlı ittifâkına,

Varna Zaferi, 10 Kasım 1444?te müttefik Haçlılara,

İstanbul?un Fethi, 29 Mayıs 1453?te Bizanslılara,

Otlukbeli Zaferi, 11 Ağustos 1473?te Akkoyunlulara,

Çaldıran Zaferi, 23 Ağustos 1514?te Safevîlere,

Mercidâbık Zaferi, 24 Ağustos 1516?da Memlûklere,

Ridâniye Zaferi, 22 Ocak 1517?de Memlûklere,

Mohaç Zaferi, 29 Ağustos 1526?da Macarlara,

Preveze Deniz Zaferi, 27 Eylül 1538?de müttefik Haçlı donanmasına,

Cerbe Zaferi, 14 Mayıs 1560?ta müttefik Haçlı donanmasına,

Haçova Zaferi, 26 Ekim 1596?da Haçlı kuvvetlerine,

Vadiüs-Seyl Zaferi, 4 Ağustos 1578?de Portekizlilere,

Çıldır Zaferi, 9 Ağustos 1578?de Safevîlere,

Koyunadaları Zaferi, 18 Şubat 1695?te Venediklilere karşı kazanıldı.

Bugünkü ana konumuzu teşkîl eden Çanakkale Zaferi, 18 Mart 1915?te müttefik İ?tilâf Devletlerine karşı kazanıldı.

Sakarya Meydan Muhârebesi de, 13 Eylül 1921?de Yunanlılara karşı kazanıldı.

[Bunları daha fazla çoğaltmıyalım; çünkü bizim için, yüzlercesi arasından seçerek zikrettiğimiz bu misâller, konuyu yeteri kadar anlatmaya kâfîdir.]

Bunları ifâde ettikten sonra şimdi de burada, üzülerek belirtelim ki, asîl milletimizin yükselmesini ve güzel memleketimizin ve ebed-müddet devletimizin ilerlemesini istemeyen düşmân güçler, maalesef bilhâssa çocuklarımızın ve gençlerimizin, millî ve manevî değerlerden mahrûm, mâzîsine, târîhine, kültürel değerlerine yabancı, hattâ düşmân olarak yetişmelerini arzû etmekte ve bu husûsta büyük gayretler göstermektedirler.

Şu mısralar, bizlere ne güzel mesajlar vermektedir:

?Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,

Bir hilâl uğruna yâ Rab, ne güneşler batıyor!?

?Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,

Bu toprak bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,

Bir vatan kalbinin attığı yerdir.?

?Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı!

Düşün altında binlerce kefensiz yatanı,

Sen şehîd oğlusun incitme yazıktır atanı,

Verme, dünyâları alsan da bu Cennet vatanı!..?