BAKARA SÛRESİ, Âyet: 5

?İşte onlar, Rabları tarafından hakîkî, gerçek bir hidâyet (doğru yol) üzeredirler ve onlar felâha, kurtuluşa ermişlerdir.? Hakîkati bulmuş, doğru yolu tam ma?nâsıyla kavramış insanlar, din ve Allah tarafından kendilerine beyân edilen, açıklanan yolu öğrenmiş ve onu, îcâbıyla yaşamış kimselerdir ve bundan dolayıdır ki onlar, gerçek ma?nâda başarıya ulaşmış, fevz ü necât bulmuş, Allah’ın kendilerini müjdelediği kurtuluşa ermiş kimselerdir.

?Evvelâ, Rablarından bir hidâyet üzeredirler onlar? ve işte bu hidâyet üzere yollarına devam ettikleri için, bu hidâyeti onlar sıdk u sadâkatle takîp ettikleri için, ?aynı zamanda felâha, kurtuluşa da ermişler ve bu sûretle gerçek ma?nâda felâketten kurtulmuş kimselerdir.? Felâha ermek, insan için en büyük mazhariyettir. İnsan gerek dünyada, gerekse âhırette, gerçek hedef olarak hakîkî ma?nâda başarıyı, fevz ü necâtı, muvaffakiyeti bulmak ister. Bu muvaffakiyet de, bu başarı da, muvakkat, geçici bir şey değildir. Huzûr-ı İlâhî?ye Allah’ın rızâsını kazanarak ulaşabilmek ve Allah’ın huzûrunda, “Evet ya kulum, sen, sana düşen vazîfeyi tâm ma?nâsıyla îfâ ettin. Başardın, muvaffak oldun” diye, Cenâb-ı Hakkın taltîfine mazhar olmasıdır. İnsan bu sûretle, Allahü teâlânın huzûrunda bahtiyârlıkların en büyüğünü yakalamakta ve bu sûretle Allah’ın rızâsına ererek, Rızâ makâmına ulaşarak, ulaşabileceği mutlulukların en büyüğüne yükselmektedir. İnsanoğlu, en yükseğine urûc etmektedir. İnsanoğlunun hedefi de zâten bu olmalıdır.

İnsan, hiç bir zaman, bu dünyâda gelip geçici zevklere kendisini kaptırarak, bu hedefinden uzaklaşmamalı, hiç bir zaman bu aslî hedefini ve maksadını gözden kaybetmemeli, o hedefi her zaman için göz önünde bulundurarak ona ulaşmayı, kendisi için en önemli bir maksat, amaç olarak telakkî etmelidir. İnsanoğlu, buna göre yaşadığı takdîrde, hayâtını en mükemmel tarzda değerlendirecek, Allah’ın emirlerine tâm ma?nâsıyla büyük bir samîmiyetle sarılmış olacak ve bu îcâbın, bu sarılmanın netîcesi olarak da Cenâb-ı Zül-Celâl hazretlerinin kendisine ihsân ettiği maddî ve manevî gücü en iyi tarzda değerlendirerek, bu dünyâda isrâftan kurtulacak, lüzûmsuz ve fuzûlî işlere bulaşarak hayâtını hebâ etmekten kurtulacak ve Allah?ın kendisine ihsân ettiği her türlü kâbiliyet ve isti?dâdı, maddî ve manevî kapasiteyi, en iyi bir şekilde değerlendirerek, şükür vazîfesini de hakkıyla yerine getirmiş olacaktır.

Bazan insanoğlu, nankörlerden, küfrân-ı nimete düşmüş insanlardan olma durumuyla karşı karşıya kalır ki, bu da onun için bir hüsrân vesîlesidir; hüsrâna yol açacak bir davranış tarzıdır. Hüsrâna düşmemek için, nâdim olmamak için, akıllı insan, yaptığı işlerin neticesini dünyâda da, âhırette de, en iyi şekilde almayı hedefler ve bu sûretle gerçek ma?nâda felâhı bulmuş olur. Allah’a duâ edelim. Biz gerçek ma?nâda hidâyet yolunda olalım ve gerçek ma?nâda felâh ve saâdeti bulmuş, ona ulaşmış bahtiyârlardan olalım.