ODUN KÂFİ GELMEDİ

09 Aralık 2009
By Editör

KAYYÛM-İ ZAMAN

Hindistan evliyâsının büyüklerinden. Urvet-ül-Vüskâ Muhammed Ma’’sûm-i Fârûkî hazretlerinin büyük oğlu, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin de torunudur. İsmi Muhammed Sibgatullah”tır. Yüksek dedeleri İmâm-ı Rabbânî”nin sağlığında, 1624 (H.1033) senesinde Serhend şehrinde dünyâya geldi. Kayyûm-i Zaman ismiyle meşhûrdur. 1710 (H.1122) senesi Rebî”ul-âhir ayının dokuzunda Cumâ günü vefât etti. Muhammed Sibgatullah doğduğu sırada, İmâm-ı Rabbânî, vaktin sultânı ile birlikte Hindistan”ın büyük şehirlerinden olan Ecmîr”de bulunuyordu. İmâm-ı Ma’’sûm da babalarını ziyâret maksadıyla Ecmîr”e gitmişti. İmâm-ı Rabbânî ve İmâm-ı Ma’’sûm, Ecmîr”den dönerken yolda bu oğullarının doğum haberi geldi. Her ikisi de bu habere çok sevindiler. Çünkü husûsî hâllerinin vârisi olacak cevher dünyâya gelmiş bulunuyordu.

Beyit:

Senin gelişinden gül gibi açtım,
Her tarafa bahar kokusu saçtım.

İmâm-ı Rabbânî ve İmâm-ı Ma’’sûm Serhend”e geldiklerinde hemen bu çocuklarını görmek istediler. İmâm-ı Rabbânî hazretleri onu görür görmez; “Esselâmü aleyküm Molla Sibgatullah.” buyurdu. Sonra mübârek yüzünü, o çocuğun kulağına yaklaştırıp, kimsenin duymadığı gizli gizli bir şeyler söyledi. Husûsî sırları, kendilerine mahsus ilim ve mârifetleri müjdeledi. Ne büyük bir saâdettir ki, dili süt emmeye henüz alışmadan, kulağı Müceddid”in yâni İmâm-ı Rabbânî”nin bereketli iltifatlarına, gizli esrârına kavuşmuş oluyordu.

İmâm-ı Rabbânî hazretleri, oğlu İmâm-ı Ma’’sûm”a hitâben; “Senin bu oğlunda asâletten bir sıfat buldum.” buyurdu. Zîrâ İmâm-ı Rabbânî”ye göre asâlet olmayınca, kayyûmluk, kutbluk bulunması çok zordu. Bu çocukta asâletten pay görünce, mânevî firâset ile, onun velîlik yolunda yüksek derece sâhibi olacağını veKayyûm-i Zaman olacağını anladılar. Bu, Allahü teâlânın çok büyük bir ihsânıdır. Dilediğine nasîb eder.

Daha yaşı çok gençken, babası İmâm-ı Ma’’sûm hacca gidiyordu.Yanlarında talebelerinden bir kısmı ile Muhammed Sibgatullah da vardı. Muhammed Sibgatullah”ın yaşı çok genç olduğu için, kâfilede bulunanların ekmek ve su ihtiyaçlarını temin etmek vazifesi ona verilmişti. Bir gün diğer hizmetçilerin başı, Muhammed Sibgatullah”a gelerek; “Etrafta çalı, çırpı, odun görünmüyor. Hamur hazır, fakat ateş olmadığı için pişirip ekmek yapamıyoruz. Hamur olduğu gibi duruyor. Arkadaşların ise yemek zamânı yaklaşıyor. Bu duruma bir çâre bulunuz.” diye arz etti. Bu söz üzerine Muhammed Sibgatullah; “Hamuru buraya getirin.” buyurdu. Hamuru getirdiler. Hamuru eline aldı. “Kimse gelmesin. Ben şu tümseğin arkasında pişirip getireyim.” dedi ve gitti. Hemen başını açtı. Bir parça hamur alıp başına koydu.Çabucak pişiverdi. Böylece bütün hamuru ekmek yapmaya başladı. Arkadaşlarından biri, gideyim bakayım, ekmeği neyle pişiriyor deyip, yanına geldi. Vaziyeti gördü. O da başını kapadı ve hâlini örtmek istedi. Az bir hamur kalmıştı. Ekmeklerle ve az hamurla babasının yanına gelip; “Odun kâfi gelmedi, hepsini pişiremedim efendim!” deyince, kerâmetler hazînesi yüksek babası tebessüm ederek; “Şu arkadaş gelmeseydi, odun yetişecekti değil mi?” buyurdu.

« < --- Önceki yazı | | Sonraki yazı --- > »

02.02.2010 Tarihinden itibaren:
Free Hit Counter