?İSLÂM KARDEŞLİĞİ VE KARDEŞLİK HUKÛKU?

16 Nisan 2013
By bekir.a.ozer

[Van Müftülüğü, 14 Nisan 2012 Cumartesi, Sâat: 13.00-15.00]

[Prof. Dr. Ramazan Ayvallı]

[M. Ü. İlahiyat Fak. Öğr. Üyesi]

[13 Nisan 2012 Cuma 06.55 Yeşilköy Havaalanı?ndan Van?a gidiş]

[14 Nisan 2012 Cumartesi 16.00 Van?dan Yeşilköy Havaalanı?na geliş]

Sayın Valim, Muhterem İl Müftüm, Azîz Meslektaşlarım,

Resmî Dâirlerin, Sivil Toplum Kuruluşlarının ve Basınımızın Değerli Temsilcileri,

Uzaktan-Yakından Teşrîf Eden Pek Kıymetli Misâfirler!

Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler,

?Dünyâda Vân, âhırette îmân? sözünün muhâtabı olan azîz Vân?ımızın kıymetli insanları!

Allahü teâlâya hamd ü senâ ederek; Sevgili Peygamberimize, Temiz Âline, Ehl-i Beytine ve Şerefli Eshâbına salât ü selâm getirerek, onları sevenlere ve izlerinde gidenlere de hayır duâlar ederek sözlerime başlamak istiyorum.

?İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah?a da şükretmemiş olur? hadîs-i şerîfi gereğince, bir teşekkür vazîfemizi de îfâ etmemiz gerekir:

Böyle güzel, lüzûmlu ve faydalı bir toplantıyı düzenledikleri için, başta Saygıdeğer Van Müftümüz Ni?metullah Arvas beyefendi olmak üzere, bu organizasyonda emeği geçen bütün kardeşlerimize, huzûrlarınızda en kalbî şükrânlarımı sunuyor, sizlere de kalpten, ayrı ayrı ?Hoş Geldiniz? diyorum.

Bu programın,  azîz milletimize, güzel memleketimize, ilim ve kültür hayâtımıza, özellikle Van İlimize faydalı olmasını, daha nice hayırlara da vesîle olmasını, Cenâb-ı Hak?tan hâlisâne temennî ediyorum.

Konuşmamızın hemen başında belirtelim ki, nasıl ?Altûn? ma?deni; demir, bakır ve kömür gibi diğer ma?denler arasında özel bir yere sâhipse, gülün de diğer çiçekler arasında çok özel bir yerinin bulunduğu ma?lûmdur. Bu zirâatte böyle olduğu gibi, Edebiyâtta da böyle telakkî edilmiştir.

Kezâ ?yâkût? taşı da, diğer taşlar arasında çok mümtâzdır, seçilmiştir. Nitekim bir Arap şâirinin, Hazret-i Peygamber hakkında:

?İnnehû beşerun mine?l-beşer,

Ve lâkinnehû yâkûtün beyne?l-hacer? derken bu ma?nâyı göz önünde bulundurduğu anlaşılmaktadır. [Ya?nî ?O, beşerden bir beşerdir; fakat O, taşlar arasındaki yâkût taşı gibidir? demiştir.]

Bu şiirin diğer bir varyantı şu şekildedir:

?Muhammedün beşerun ve lâkin leyse ke?l-beşeri,

Bel hüve yâkûtetün, ve?n-nâsü ke?l-haceri?

[?Muhammed bir beşerdir, fakat ale?l-âde bir beşer gibi değildir,

Bilakis O bir yâkût, (diğer) insanlar ise taş gibidirler.?]

Bir Türk şâirinin de:

?Her vasfı ki imtiyâzı hâiz,

Târih O?nu vasfederken âciz? derken, aynı duyguyu taşıdığı görülmektedir.

Peygamberimizin, Medîne-i münevvere?de Mescid-i Nebevîsinde, kendisine bir kürsü tahsîs ettiği şâirlerinden Hassân İbn-i Sâbit de, bu ma?nâda şu sözü söylemiştir:

“Ben, Muhammed Mustafâ(sallallahü aleyhi ve sellem)”den bahs ederken, O”nu medhediyor değilim; bilakis O”ndan bahsetmek sûretiyle, kendi sözlerimi kıymetlendirmiş oluyorum.”

Gönüller sultânı Mevlânâ Muhammed Celâleddîn Rûmî de, bu konudaki duygularını şöyle terennüm etmektedir:

“Ben, âlemler genişliğinde bir ağız isterim, tâ ki, meleklerin bile gıpta ettiği O [büyük] zâttan söz edebileyim.”

Şu uçsuz-bucaksız olarak gördüğümüz koca ?kâinât?ı yaratan yüce Allah, sâdece bizim üzerinde yaşadığımız gezeğenin, ya?nî bu ?dünyâ?nın insanlarla meskûn olmasını irâde etmiştir. ?İnsanlık târihi?, ilk insan olan Hazret-i Âdem?in bu dünyâya gönderilmesiyle başlamıştır.

Bilindiği gibi, Allahü teâlâ, dünyâya gönderdiği ilk insanı [ya?nî Hazret-i Âdem?i], aynı zamanda ilk Peygamber kılmış, ondan sonra, kullarına râzı olduğu ve beğendiği yolu göstermek için, zaman zaman, muhtelif coğrâfî bölgelerdeki çeşitli kavimlere ?Peygamber?ler göndermiştir.

Cenâb-ı Hak, insanların dünyâ ve âhiretteki işlerinin düzgün ve faydalı olması için ve onları yanlış, zararlı işlerden koruyup, selâmete, hidâyete, râhata ve saâdete kavuşturmak için, peygamberlerle ?dîn? göndermiştir.

Yüce Rabbimiz, bütün kullarının, tüm insanların îmân etmelerini, ibâdet yapmalarını, verdiği ni?metlere şükretmelerini, güzel ahlâka sâhip olmalarını, kendi aralarında kardeşçe yaşamalarını, sevişmelerini, birbirlerine yardımcı olmalarını istemiş ve bunları emretmiştir. İnanan insanların da kardeş olduklarını i?lân etmiştir.

Cenâb-ı Hak, şüphesiz ki, bütün insanlara sayılamıyacak kadar çok ni?met, iyilik vermiştir. Bunların en büyüğü ve en kıymetlisi ise, Resûller ve Nebîler (aleyhimüsselâm) göndererek İslâmiyeti, ebedî saâdet yolunu, rızâsına giden yolu, Cennet yolunu göstermesidir.

Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, onların dünyada râhat, huzûr içinde, kardeşçe yaşamaları, âhirette de sonsuz saâdete, bitmez-tükenmez nimetlere kavuşmaları için, yapılması lâzım olan iyilikleri ve sakınılması lâzım olan kötülükleri, bütün Peygamberlerine bildirmiş, bunları bildiren birçok kitap (yüz suhuf ve dört kitap) da göndermiştir. Bilindiği üzere bu kitaplardan yalnız Kur”ân-ı kerîm bozulmamıştır.

Bildiğimiz gibi, bu peygamberlerin hepsi de, aynı îmân esâslarını teblîğ etmiş,  ?iyi ferd?, ?iyi âile?, ?iyi cemiyet? meydâna getirmeyi hedeflemişlerdir. 100?ü ?Suhuf = Sahîfeler, formalar, kitapçıklar?, 4?ü büyük kitap olmak üzere toplam 104 kitâbın hedefi de, ?insân-ı kâmil? meydâna getirmektir.

Târihte belli bir zaman dilimine, belli bir coğrâfî bölgeye ve belli bir kavme gönderilen peygamberler vardır. Ama âhır zaman nebîsi Muhammed aleyhisselâm, [günümüz de dâhil olmak üzere] bütün zamanlara, bütün mekânlara ve bütün kavimlere, milletlere, hattâ hem insanlara, hem de cinnîlere gönderilmiş bir Peygamberdir. Bunun için Peygamberimize ?Hâtemü?n-nebiyyîn? veya ?Hâtemü?l-Enbiyâ? yahut ?Hâtemü?l-Enbiyâ ve?r-Rusül? denilmiştir; ayrıca ?Resûlü?s-sekaleyn? sıfatı da vardır. Bu husûs (bütün insanların ve cinnîlerin Peygamberi olması) ittifâklıdır, ya?nî bütün âlimlerimizin söz birliği ile sâbit olan bir husûstur.

Dünyâ târihinin en önemli dönüm noktalarından, kilometre taşlarından biri, ?İki Cihân Güneşi Hazret-i Muhammed (Aleyhisselâm)?ın dünyâyı teşrîfleridir. Yüce Allah, Muhammed aleyhisselâmı, son peygamber olarak bütün insanlara ve cinnîlere göndermiştir.

Onun Peygamberliği bildirilmeden önceki zamana ?Câhiliye Dönemi? denilmektedir. Fahr-i kâinât Efendimiz doğmadan önce, bütün âlem, ma?nevî yönden müthiş bir zulmet (karanlık) içinde idi. İnsanlar hadsiz, hudûtsuz derecede azgınlaşmışlar, Allahü teâlânın gönderdiği dînler unutulmuş, İlâhî hükümlerin yerini, insanların kafalarından çıkan fikirler, düşünceler almıştı. Sâdece insanlar değil, bütün mahlûklar, zâlim insanların vahşet ve zulümlerinden iyice bunalmıştı. Zulüm son haddine varmış, ahlâksızlık, iftihâr vesîlesi sayılıyordu. Netîce i?tibâriyle o zamanın insanları arasında şefkat, merhamet, iyilik ve adâlet gibi güzel hasletler yok olmuş gibiydi.

Peygamberimiz, böyle bir durumdan ?Asr-ı Seâdet? meydâna getirmiştir. Bu durumun ciddî bir şekilde incelenip günümüzde de bundan istifâde edilmesi gerekir.

Allahü teâlâ, bir insanda bulunabilecek, görünür-görünmez bütün iyilikleri, bütün üstünlükleri, bütün güzellikleri, habîbi, mahbûbu, sevgilisi olan Muhammed (Aleyhisselâm)?da toplamıştır. Onun hiçbir hareketinde, hiçbir işinde, hiçbir sözünde, hiçbir zaman, hiçbir çirkinlik, hiçbir kusûr görülmemiştir.

Târihimizde Karahânlılar, Gazneliler, Timuroğulları, Bâbürlüler, Selçûklular ve Osmânlılar, bütün insanlığa çok hayırlı hizmetler yapmış ve çok yüksek medeniyetler sergilemişlerdir. Bu medeniyetlerin temelleri, tâ Sevgili Peygamberimizin ?Hicret-i Nebeviye?lerinden sonra Medîne-i münevverede kurdukları İslâm devletine dayanır.

Bu yüksek medeniyetlerin temellerini atan Sevgili Peygamberimiz, dost-düşmân herkesin dikkatlerini çekmiş, pek çok kimse, imkânları nisbetinde o zâtı tedkîk etmiş, incelemelerinin sonucunda bazı değerlendirmeler yapmışlardır.

Bundan 14 asır evvel yaşamış bulunan Resûlullah Efendimiz, günümüzde de bütün dünyâ milletlerinin, ilim adamlarının, devlet, siyâset ve fikir adamlarının, ediplerin, târihçi ve askerî şahsiyetlerin alâkasını çekmekte, bunların herbiri O?nu biraz inceledikten sonra hayrânlık ve şaşkınlıklarını dile getirmektedirler.

Biz, burada, onlardan sadece Amerikalı yazar Stüdart?ın ?İslâm Âleminin Bugünkü Hâli? adlı kitabındaki sözüne temâs etmek istiyoruz. Stüdart diyor ki:

?İslâm?ın zuhûru, neredeyse insanlık târihinde kaydolunan en büyük hâdisedir. İslâm, daha evvel şahsiyet bakımından zayıf olan bir millet ve değer bakımından kıymetsiz bir ülkede zuhûr etti. Daha yirmi otuz sene geçmeden, uçsuz-bucaksız geniş mülk ve saltanatları parçalayarak, asırlar ve nesiller boyu devâm edegelen eski dînleri yıkarak, millet ve kavimlerin içindekilerini değiştirerek, sağlam bünyeli bir âlem (İslâm Âlemi) kurarak yeryüzünün yarısına yayıldı. İslâm?ın ilerleme ve yükselme sırrını ne kadar araştırıp incelersek, o kadar hayranlığımız artıyor…?

Bu mukaddimeden sonra ifâde edeyim ki, bendeniz, [1982-1983 yıllarından beri, ya?nî 30 seneden bu yana], yurt içinde ve dışında, Diyânet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkîlâtlarının, Müftülüklerin, Avrupa?daki DİTİB teşkîlâtlarının, ayrıca Belediye Başkanlıklarının, Muhtelif Dernek ve Vakıfların, Sivil Toplum Kuruluşlarının, Kutlu Doğum Haftalarında, senelerden beri tertipledikleri birçok organizasyonda görev aldım; konferanslar verdim, panellerde konuştum; Dergilerin Özel sayılarında makâleler, Gazetelerde yazılar yazdım; İnternet sitelerinde makâleler kaleme aldım. Radyo ve Televizyon proğramlarında konuşmalar yaptım; Mevlid-i şerîf  programlarına katıldım.

Bu sene de, [03 Şubat 2012/11 Rebîu?l-evvel 1433 Cuma günü Sâat:20.00?de mübârek Mevlid Gecesi münâsebetiyle, LÜLEBURGAZ-ERSİN DÜĞÜN SALONU?nda], [04 Şubat 2012/12 Rebîu?l-evvel 1433 Cumartesi akşamı EDİRNE-HALKEĞİTİM MERKEZİ?nde], [05 Şubat 2012/13 Rebîu?l-evvel 1433 Pazar akşamı da KIRKLARELİ-REKTÖRLÜK KONFERANS SALONU?nda] konferanslarımız oldu.

Bu girizgâhtan sonra da şunu belirtelim:

Denilebilir ki, târih boyunca, hayâtı, en ince teferruâtıyla, sadece yıl ve ay olarak değil, hafta, hattâ gün bazında ortaya konulan yegâne zât, şüphesiz ki, Peygamber Efendimiz?dir.

?Delâilü”n-Nübüvve? ve ?Şevâhidü”n-Nübüvve? kitapları, Hazret-i Peygamberin Peygamberliğinin delîllerinden, ?Sîret-i Nebeviyye? ve ?Meğâzî? kitapları O”nun hayâtından ve harblerinden, ?el-Hasâis? kitapları, O”nun fazîletlerinden ve mu”cizelerinden, ?Şemâil-i şerîfe? kitapları fizikî yapısından, İslâm Târihi ve Ansiklopediler ise, umûmî hayâtından bahsetmektedirler.

İ?lânlarda da belirtildiği üzere, bugünkü konferansımızın konusu: ?İslâm Kardeşliği ve Kardeşlik Hukûku?dur.

Bilindiği üzere, ?Kardeş? denildiğinde, ilk akla gelen, ?aynı anne ile babadan dünyâya gelen kişi?ler olmaktadır. Nitekim Cenâb-ı Hak, “Ey insanlar! Gerçekten biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Hem de sizi, birbirinizi tanıyasınız diye, milletlere ve kabîlelere [soylara ve kabîlelere] ayırdık. [Biliniz ki] Allah katında en iyiniz, en üstün olanınız takvâsı en ziyâde olanınızdır, O”ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz ki Allah, herşeyi bilen ve herşeyden haberdâr olandır” (Hucurât, 13) buyurarak, bütün insanlığın neseblerini (soylarını) ve cinslerini bir anne ve babaya bağlamıştır. Buna göre, bütün insanlar fıtraten kardeştir. Çünkü aynı ana ve babadan gelmişlerdir. İnsanların bir asıldan, bir tek ana ve babadan geldiklerine burada hâssaten dikkat çekilmiştir.

Ebu Hüreyre (r.a.), Resûlüllah”ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir:

“Kıyâmet gününde, Allah (c.c.) bir münâdîye şöyle çağırmasını emreder: “Dikkat edin. Ben, sizleri belli bir soyda yarattım. Sizler de kendilerinize soylar edindiniz. Ben, sizin en değerlinizi, en muttakî olanınız kıldım. Siz, bundan yüz çevirip ?falan oğlu falanım? dediniz. Ben, bugün sizin için esâs olarak kabûl ettiğim soy esâsını kabûl eder, yüceltirim. Sizin tesbît ettiğiniz soyları ise alçaltırım.” (Beyhakî) Bu hadîs-i şerîf, şu âyet-i kerîmenin bir nevi tefsîri mâhiyetindedir:

“Sûra üfürüldüğü vakit, artık onların aralarında ne bir neseb yardımlaşması vardır, ne de birbirlerinin hâllerinden sorabilirler. O zaman tartıda kimin hasenâtı ağır gelirse, (işte) onlar zafere kavuşacaklardır. Kimin de tartıları hafîf gelirse, işte onlar kendilerini hüsrâna düşürenlerdir. Onlar, Cehennem?de ebedî olarak kalacaklardır.” (Mü”minûn, 101-103)

Ne garîptir ki, geçmişte Arablar”ın soyla-sopla övünüp ataları ile üstünlük taslamaları, İslâmî esâsları, cem?iyetlerinde tatbîk etmelerine mâni? olmuştu.

Bu ?soy-sop kardeşliği?nin dışında, bir de aynı dîne veya dünyâ görüşüne mensûp olmayı ifâde eden ?dîn-îmân-akîde kardeşliği? söz konusudur.

Diğer bir âyet-i kerîmede dîn kardeşliği ifâde buyurulmuştur. İslâm dininde kardeşlik, bütünüyle, dîn-îmân-akîde temeline dayanmaktadır. İnsanları birleştiren, kaynaştıran ve bir arada tutan çeşitli bağlar vardır. Bunların en kuvvetlisi hiç şüphesiz ki din-iman-inanç bağıdır. Allahü teâlâ, Kur”ân-ı Kerîm”inde şöyle buyurmaktadır:

???????? ?????????????? ???????? ???????????? ?????? ???????????? ?????????? ?????? ??????????? ???????????

Şüphesiz ki mü”minler ancak kardeştirler. O hâlde, öyleyse kardeşlerinizin, iki kardeşinizin arasını bulup-düzeltin. Allah”tan korkup sakının ki merhamet bulasınız; umulur ki esirgenirsiniz.” (Hucurât, 10)

Görüldüğü gibi, mü?minlerin kardeş olduklarını belirten bu âyetin devamında: “?Öyleyse kardeşlerinizin arasını ıslâh edin, düzeltin?” buyurulmaktadır. Aslında kardeşlerin birbirleriyle barışık olması, küs, dargın olmaması lâzım. Sevgili Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde: “Mü?min için, kardeşiyle üç günden fazla küs durması helal olmaz” [Müslim, Birr, 26] buyurmuştur.

Mü?minler arasında küs durmak, dargın, kırgın olmak câiz olmazsa; buğz, kin ve düşmanlık gibi hususlar min bâb-ı evlâ yasak olur; bunlar, dînimizin hoş görmediği husûslardır. Peygamberimiz: “İnsanların arasını düzelten, bunun için hayırlı söz söyleyen ve hayırlı söz ulaştıran kimse yalancı değildir, yani yalan söylemiş olmaz.” [Müslim, Birr, 101] buyurmuşlardır.

Binâenaleyh, dünyânın neresinde yaşıyor olurlarsa olsunlar, hangi dili konuşuyor olurlarsa olsunlar, hangi kavme mensup bulunurlarsa bulunsunlar veya hangi renge sâhip olurlarsa olsunlar bütün mü”minler, kelimenin tâm ma?nâsıyla birbirlerinin kardeşleridirler ya?nî birbirlerinin yakın dostlarıdırlar. Bunlar, kendi aralarında apayrı bir topluluk oluştururlar.

İlâhî kitâb Kur?ân-ı Kerîm”de, iki türlü hitap vardır. Bazen, burada olduğu gibi,  “Yâ eyyüh”en-nâs: Ey insanlar” şeklinde bütün insanlara, bazen de “Yâ eyyühe”l-lezîne âmenû: Ey inananlar!” şeklinde sâdece mü?minlere, inananlara hitâb yer alır.

İslâm dini, âlem-şümûl, cihân-şümûl, evrensel bir dîn olduğundan, “Ey insanlar!” ifadesi 17 (onyedi) def?a geçer.

Aynı anne ve babadan doğan veya ortak değerlere sahip olan kimseler, Arapça”da ?Ah? kelimesiyle ifâde edilmektedir. ?Ahî? demek ?kardeşim? demektir. ?Ah? kelimesinin çoğulu olan ?İhve? ve ?İhvân? kelimeleri ise, ?Kardeşler? ma?nâsına gelir.

Yüce Rabbimiz, mü?minler arasındaki kardeşliği, kendilerine bir nimet olarak lutfettiğini beyân buyuruyor. Gerçekten bu, Cenâb-ı Hakk?ın mü”minlere bahşetmiş olduğu büyük bir lutuftur. Kardeşliği kuvvetlendirecek, güçlendirecek, pekiştirecek esâslar olduğu gibi, onu za?fa uğratacak, zayıflatacak, bozacak şeyler de vardır.

Enfal sûresinde de şöyle buyurulmaktadır:

“Mü”minlerin kalplerini uzlaştıran o Allah”tır. Eğer sen yeryüzünde bulunanların hepsini verseydin, yine onların kalplerini birbirleriyle uzlaştıramazdın. Fakat Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz ki O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Enfâl, 63)

Peygamberimiz: “Müslümân müslümânın kardeşidir; ona zulmetmez, yardıma muhtaç olduğu dar zamanda onu yalnız ve yardımsız bırakmaz, onu hor ve hakir görmez? buyurdu ve göğsüne işaret ederek üç defa da: “Takva buradadır” dedi.

Sonra: “Bir kimseye, şer olarak din kardeşini hor ve hakir görmesi yeter. Her müslümânın kanı, malı ve ırzı diğer müslümânlara haramdır” buyurdu. (Müslim, Birr, 32)

Hazret-i Ömer Kudüs”ü fethedince, halka îrâd buyurduğu hutbesinde sözlerine şöyle başlamıştır: “Hamdolsun O Allah”a ki bizi İslâm dini ile azîz etti. İman ile şereflendirdi. Resûl-i Ekrem Muhammed (s.a.s.) hürmetine rahmetine nâil kıldı, dalâletten kurtardı. Dağınık iken onun sayesinde bir araya getirdi. Kalplerimizi birbirine ısındırdı. Düşmanlarımıza karşı muzaffer kıldı. Memleketler ihsan etti. Bizi sevişen kardeşler haline getirdi. Ey Allah”ın, kulları bu nimetlerden dolayı Allah”a hamd-ü senâ ediniz.” (Mahmûd Es?ad, Târih-i Dîn-i İslâm, İstanbul 1995, s. 322)

Mü?minler, kendi dînlerine-akîdelerine saldıran veya îmâna karşı küfrü tercîh eden kimselere -kendilerine ne kadar yakın olurlarsa olsunlar- aslâ sevgi beslemezler; bu anlamda sadece dîn-îmân-akîde kardeşliğini esâs tutarlar; Rab?lerinin şu uyarılarını aslâ unutmazlar:

????????? ??????? ??????????? ???????? ??????????? ???????? ??????????? ???? ?????? ?????? ??????????? ?????? ??????? ?????? ???? ???? ????????? ???? ???? ????????????? ???? ???????????? ???????? ?????? ?? ??????????? ?????????? ????????????? ??????? ?????? ?????????????? ???????? ?????? ???? ????????? ???????????? ????????? ????? ?????? ?????? ???????? ???????? ?????? ???????? ?????? ?????? ????? ????? ?????? ?????? ???? ??????????????

Allah”a ve âhiret gününe îmân eden hiçbir topluluk bulamazsın ki onlar, Allah”a ve Resûlüne karşı başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşîretleri olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) onların kalplerine îmânı yazmış ve onları kendinden bir rûh ile desteklemiştir?..” (el-Mücâdele, 22);

??? ???????? ???????? ??????? ??? ??????????? ?????????? ??????????????? ??????????? ???? ???????????? ????????? ????? ?????????? ?????? ????????????? ???????? ?????????? ???? ?????????????

Ey îmân edenler, eğer babalarınız ve kardeşleriniz, îmâna karşı küfrü sevip tercîh ediyorlarsa, velîler edinmeyin. Sizden kim onları velî edinirse, işte zulme sapanlar bunlardır (et-Tevbe, 23)

????????????? ???????? ?????? ??????? ????? ??????????? ??????????? ???????? ?????? ?????????? ???????????? ????????? ????????? ?????? ??????????? ?????????????? ??????????? ?????????? ?????????? ???? ????? ???????? ???? ???????? ?????????????? ??????? ??????? ????????? ?????? ?????? ??????? ??????????? ???????????

Hepiniz, Allah”ın ipine toptan sımsıkı sarılın, yapışın; dağılıp ayrılmayın ve Allah”ın sizin üzerinizdeki ni?metini hatırlayın: Hani siz (birbirinizin) düşmânları idiniz de, O [ya?nî Allah] kalblerinizi ısındırıp birleştirmişti; kalplerinizin arasını te?lîf etti, uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O”nun ni?metiyle, bu ni?meti sâyesinde kardeşler oldunuz, dîn kardeşleri olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun kıyısında idiniz de, O, sizi oradan kurtardı. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklar, umulur ki hidâyete erersiniz.” (Âl-i İmrân, 103).

Yüce Rabbimiz bizlere, câhiliye döneminde birbirlerine düşmânlıklarıyla meşhûr olmuş iki kabîlenin [ya?nî Evs ve Hazreç kabilelerine mensup fertlerin] îmân bağıyla nasıl kardeşler hâline geldiklerini hâtırlatmaktadır. Bu hâtırlatma, insanlığa liderlik edecek kimselerin başarılarının, mutlakâ îmân, akîde bağını esâs alan, ya?nî hep birlikte Allah”ın ipine candan sarılan insanlar olmalarıyla mümkün olabileceğini ifâde etmektedir.

Âyette şöyle buyurulmaktadır:

?????????? ????????? ???????? ???????????? ???? ?????????? ?????????? ???? ??????? ?????????? ????? ????????? ?? ??????????? ??????? ?????? ??????? ????????????? ???? ???????????? ?????? ????? ?????? ????????? ?????? ????? ????? ??????? ?????????? ???? ??????????????

Onlardan evvel Medîne”yi yurt ve îmân (evi) edinmiş olan kimseler, kendilerine hicret edenlere sevgi beslerler. Onlara verilen şeylerden dolayı göğüslerinde bir ihtiyâç “meyli” bulmazlar. Kendileri de farklı ihtiyâç içinde olsalar bile, onları öz cânlarından daha üstün tutarlar.” (Haşr, 9)

Onların bu fedakârlıkları hakkında, Kur?ân-ı Kerîm”de şöyle buyurulmaktadır:

“Daha önceden Medîne”yi yurt edinmiş ve gönüllerine îmânı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir râhatsızlık hissetmezler. Kendileri zarûret içinde bulunsalar bile, onları kendilerine tercîh ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (el-Haşr, 9).

“Kendilerinden önce o yurdu (Medine”yi) hazırlayıp îmânı (gönüllerine) yerleştirenler ise, kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı da içlerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar, felah bulanlardır” (el-Haşr, 9).

Mü”minlerin gönüllerini birbirlerine bağlayan en kuvvetli râbıta, bağ; îmân ve takvâ esâsından kaynaklanan kardeşlik râbıtasıdır, bağıdır. Bu, Cenab-ı Hakk”ın mü”minlere bahşettiği en büyük ihsânlarından, en güzel ni?metlerinden biridir. Bakınız, âyet-i kerîmede ne buyuruluyor:

Muhacir[în] ile Ensar Arasındaki Kardeşlik

Zikri geçen iki âyet-i kerîmede, her ikisi de Medîne-i münevvere”li olan Evs kabilesi ile Hazreç kabilesi arasında te?sîs edilen kardeşliğe işâret buyurulmaktadır.

Peygamber Efendimiz Medine”ye hicret ettiğinde, orada iki büyük kabile [Evs ve Hazreç kabileleri] vardı. Câhiliyye döneminde, bu iki kabile birbirlerine son derece düşman idiler. Aralarında defalarca savaş çıkmış, bu savaşlar muhtelif aralıklarla 120 sene devam etmişti. Bu harplerin en şiddetlisi de, Peygamber”imiz Medine”ye hicret etmeden önce, beş yıl süren Buas savaşı idi. Bu harpte her iki kabile de büyük zâyiât, kayıplar vermişti.

Bunları, Yahudiler de tahrik ediyor, aralarındaki düşmanlığı kızıştırıyorlardı. Çünkü bunların birleşerek güçlenmeleri onların aleyhlerine olurdu. Bu hâl, Sevgili Peygamberimizin Medine-i münevvere”ye hicret buyurmasına kadar devâm etti. Bilindiği gibi Allah, İslâm ile bu iki kabilenin arasındaki düşmanlığı giderdi, kalplerini birleştirdi ve hep beraber Allah”ın ipine sarıldılar. Yani bu iki kabile İslâmiyetle müşerref oldular. Allah”ın ipinden başka hangi bağ onları birleştirebilir, hangi kuvvet onları kaynaştırabilirdi?

Yüce Rabbimiz Evs ve Hazreç kabileleri arasında önceden meydana gelen olaylara işaret ederek şöyle buyuruyor: “Hep birlikte Allah”ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılıp parçalanmayın, bölünmeyin ve Allah”ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşmandınız da, Allah kalplerinizi birleştirdi, O”nun nimetiyle kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarındaydınız da, Allah sizi oradan kurtardı. Allah doğru yolu bulasınız diye böylece âyetlerini size açıklıyor.” (Al-i İmran, 103)

Bir de, bildiğiniz gibi, Peygamber Efendimiz, Mekke-i mükerreme”den hicret eden müslümânlar ile Medîne-i münevvere”deki müslümânlar arasında kardeşlik te?sîs etmiştir. Şöyle ki; Sevgili Peygamberimiz, Medîne”ye hicret edince ilk yaptığı işlerden biri, Mekke”den hicret eden Muhâcirler ile Medîne?de bulunan müslümânlar ya?nî Ensârla arasında kardeşlik anlaşması yapmış olmasıdır. Mekke”li Muhâcirler yurtlarından, yuvalarından kopmuşlar, evlerinden-barklarından ayrılmışlar, kavim ve kabîlelerinden ayrı düşmüşler, dînleri uğrunda mallarını, mülklerini Mekke”de bırakarak Medîne”ye hicret etmişler, böylece Kur”ân-ı Kerîm”in ifâdesiyle “Muhâcirîn=Hicret edenler” unvânını almışlardı.

Medîneli müslümânlar, onları bağırlarına basmışlar, onlara kalplerini, kapılarını açmışlar, en yakınlarına, hattâ kendilerine bile tercîh ederek her türlü yardım ve fedakârlıkta bulunmuşlar, bu yüzden Kur?ân-ı Kerîmde, belirtildiği üzere “Ensâr=yardımcılar” vasfıyla, sıfatıyla anılmışlardır. Muhâcirûn-Ensâr arasındaki münâsebet, kardeşliğin ne anlama geldiğini ve nasıl olması gerektiğini bizlere gösteren son derece mükemmel bir misâldir, ideal bir örnektir.

Bu kardeşlik anlaşmasının gayesi, Muhacirleri desteklemek, onların yurtlarından ve yuvalarından uzak düşmelerinin vermiş olduğu gariplik ve ıstırabı gidermek, mâlî sıkıntılarını bir ölçüde de olsa hafifletmek içindi. Rasûlullah (s.a.s.)”in Medîne”de Ensâr ve Muhacirler arasında tesis etmiş olduğu bu kardeşlik, maddî ve manevî yardımlaşma esasına dayanıyordu. Ensar, Muhacir kardeşlerini alıp evlerine götürdüler, mallarına ortak yaptılar. Resûlüllah (s.a.s.)”e başvurarak:

“Ya Rasûlallah! Hurmalıklarımızı Muhacir kardeşlerimizle aramızda paylaştır” dediler. Resûlüllah (s.a.s.):

“Hayır, öyle olmaz” buyurmuş ve hurmalıkların mülkiyetinin kendilerine ait olmasını, Muhacirlerin de hurmaların bakımını yaparak çıkacak mahsulü paylaşmalarını söylemişti. (Prof. Kamil Miras, Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VIII, 57)

Hatta başlangıçta Muhacir ile Ensar birbirlerine vâris bile oluyorlardı. Bu durum Bedir muharebesine kadar devam etmişti. Bedir muharebesinden sonra nâzil olan: “Hısımlar Allah”ın kitabınca birbirlerine daha yakındır.” (Enfâl, 75) âyetiyle din kardeşleri arasında vâris olma durumu kaldırılmıştır. (İbn Sa”d, Tabakât, I, 238)

Resûlullah Efendimiz buyuruyorlar ki:

“Mü?min, mü?min için, birbirini pekiştiren duvar gibidir.” (Buhârî) Nasıl ki tuğlalar ve duvarlar birbirlerini destekleyince, sağlam bir binâ meydâna geliyorsa, mü?minler de bribirlerini destekleyince çok sağlam bir cemiyet meydâna gelir.

“Müslümânların, muhabbetteki durumları tek bir cesed gibidir. Vücûdda bir organ rahatsız olursa, vücudun diğer bütün organları da uykusuzluk ve kederle elemlenir.” (Buhârî)

Bir mü”minin, diğer bir mü”min kardeşine her hal ü karda yardımcı olması gerekmektedir.

Mü”minlerin bu denli birbirlerine bağlı olduklarını Peygamberimiz (s.a.s) şöyle ifade etmektedir.

???? ?????? ??????: ?????????? ???? ?????????? ??? ?????????? ????? ??????????? ?????? ????? ?? ??????? ?????? ????? ?????? ?? ?????????? ?????? ??????? ???? ???????? ???????? ??????? ?????? ?????? ????? ???????? ???? ?????? ?????? ????????????? ?????? ?????? ????????? ???????? ?????? ?????? ????????????

İbnu Ömer (r.a) anlatıyor: “Rasulullah (a.s)  buyurdular ki: Müslümân müslümânın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir müslümânı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu Kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır. Kim bir müslümânı örterse, Allah da onu kıyamet günü örter.” [Buhârî, Mezâlim 3, İkrâh 7; Müslim, Birr 58, (2580); Ebû Dâvud, Edeb 46, (4893); Tirmizî, Hudud 3, (1426)]

Demek ki: “Müslümân müslümânın kardeşidir. Ona ne zulmeder, ne de zulme teslîm eder [Müslümân, dîn kardeşini, düsmânına teslîm etmez.]. Kim müslümân kardeşinin bir ihtiyâcını giderirse, Allah da, onun ihtiyâçlarını giderir. Kim kardeşinin bir sıkıntısını giderirse, Allah da, kıyâmet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümânın kusûrunu örterse, Allah da, kıyâmet gününde onun kusûrunu örter.” (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî)

İslam”da kardeşlik akide temeline oturtulduğu içindir ki, mü”minlerin arasını bozacak her türlü sun?î ayrımlar ve böbürlenmeler de haram kabul edilmiştir.

Irk, soy, cins vs. türünden cahilî değerler yerine takva kriteri getirilmek suretiyle toplumsal kardeşliğin ve ahengin bozulmaması sağlanmıştır. Bu konudaki âyeti kerîme her türlü tartışmayı sona erdirici niteliktedir:

????? ???????????? ?????? ?????? ??????????

“… Muhakkak ki, Allah katında en üstün olanınız, takvaca en ileride olanınızdır…” (el-Hucurat, 13).

Mü”min erkekler ile mü”min kadınların, akide ve takva temelinde birbirleriyle yardımlaşmaları kardeşliğin bir gereği olarak zikredilmektedir. Bu yardımlaşma, ferdî ve icitimâî hayatta îmân ve takva ilkesinin hâkim olmasını sağlamak için lüzûmlu görülmüştür. Nitekim bu gâye ile biraraya gelen kimselere Allah”ın rahmet edeceği belirtilmektedir:

???????????????? ???????????????? ?????????? ??????????? ?????? ??????????? ?????????????? ???????????? ???? ??????????? ??????????? ????????? ??????????? ????????? ??????????? ?????? ??????????? ???????? ?????????????? ?????? ????? ?????? ??????? ??????

“Mü”min erkekler ve mü”min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah”a ve Rasulü?ne itaat ederler. İşte Allah”ın kendilerine rahmet edeceği kimseler bunlardır…” (et-Tevbe, 71).

Kardeş olmak, arkadaş ve sadık dost olmak; sevinçte ve kederde beraber olmayı göze almak demektir; bunu fiili olarak göstermek demektir, sevmek, saymak, güvenmek, merhamet etmek, yardımlaşmak ve dayanışmak demektir.

Bir mü”minin, diğer bir mü”min kardeşine her hal ü karda yardımcı olması gerekmektedir.

Peygamberimiz (s.a.s) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:

???? ??????? ??????:?? ???????? ?????????? ????? ??????? ?????? ?? ??????? ??????????

Yine Hz. Enes (radıyallahu anh)”in rivayetine göre Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: “Sizden biri, kendi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe gerçek îmâna eremez.” (Buhârî, İman 6; Müslim, İman 71, (45); Tirmizî, Sıfatu”l-Kıyamet 60, (3517); Nesâî, İman 19, (3, 115); İbnu Mâce, Mukaddime 9, (66).)

Peygamberimiz (s.a.s) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:

“Hiçbiriniz kendi nefsiniz için arzu ettiğinizi kardeşiniz için etmedikçe îmân etmiş olmaz” (Buhârî, İmân, 7).

Mü”minler kardeşlikte ve dostlukta tıpkı aksamı birbirine geçmiş mükemmel ve sapasağlam bir bina gibidirler veya bütün unsurları ve zerreleriyle birbirine bağlı bir vücud gibidirler. Bir vücudun herhangi bir azası rahatsız olduğunda nasıl ki bütün bir vücud aynı rahatsızlığı, aynı acıyı duyarsa, bir tek mü”minin-dünyanın ta öbür ucunda ile olsa- çektiği acıyı, duyduğu ızdırabı diğer mü”min kardeşleri derinden hisseder.

Mü”minlerin bu denli birbirlerine bağlı olduklarını Peygamber (s.a.s) şöyle ifade etmektedir.

“Mü”minin mü”mine bağlılığı, parçaları birbirini bütünleyen bir bina gibidir.” Hadisi rivâyet eden Ebû Musa El-Eş”arî”nin bunu tarif için parmaklarını birbirine geçirdiği zikredilmektedir (Buhârî, Salat, 88; Müslim, Birr, 65).

??? ????? ?????: ?????? ????????????? ?? ???????????? ??????????????? ?????????????? ?????? ???????? ???? ???????? ?????? ?????? ???????? ???? ??????? ???????? ??????????? ??????????

Nu”man İbnu Beşîr (r.a.) anlatıyor: “Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm)  buyurdular ki: “Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette,  birbirlerine şefkatte mü”minlerin misâli, bir bedenin misâlidir. Ondan bir uzuv rahatsız olsa, diğer uzuvlar uykusuzluk ve hararette ona iştirak ederler.”  [Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66, (2586)]

“Mü”minleri kendi aralarındaki merhametleşmelerinde, sevişmelerinde, yardımlaşmalarında bir vücud gibi görürsün. Ki vücudun bir organı ağrırsa, vücudunun kalan kısmı uykusuzluk ve humma ile o organ için birbirini çağırır”.

??? ????? ?????: ????????? ??????? ???????? ??? ?????????? ????????? ?????? ??????????? ????? ?????????? ????? ??????????. ????????????? ???? ?????? ???? ????????????? ?????????????? ????????????????? ??????????

Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)  buyurdular ki: “Nefsim yed-i kudretinde olan zâta yemin ederim ki, imân etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe imân etmiş olmazsınız! Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz şeyi haber vereyim mi? Aranızda  selamı yaygınlaştırın!” [Müslim, İmân 93, (54); Ebû Dâvud, Edeb 142, (5193); Tirmizî, İsti''zân 1, (2589)]

Hz. Ali (r.a) şöyle demektedir:

“Senin hakiki kardeşin seninle beraber olan sana menfaat versin diye, kendi nefsine zarar vermeye razı olan, zamanın felaketleri kapını çaldığı vakit, senin dağınık durumunu derlemek için O, derli toplu öz durumunu dağıtır.?

Mü”minler kardeşlikte ve dostlukta tıpkı aksamı birbirine geçmiş mükemmel ve sapasağlam bir bina gibidirler veya bütün unsurları ve zerreleriyle birbirine bağlı bir vücud gibidirler. Bir vücudun herhangi bir azası rahatsız olduğunda nasıl ki bütün bir vücud aynı rahatsızlığı, aynı acıyı duyarsa, bir tek mü”minin-dünyanın ta öbür ucunda ile olsa- çektiği acıyı, duyduğu ızdırabı diğer mü”min kardeşleri derinden hisseder. Mü”minlerin bu denli birbirlerine bağlı olduklarını Peygamber (s.a.s) şöyle ifade etmektedir:

“Mü”minin mü”mine bağlılığı, parçaları birbirini bütünleyen bir bina gibidir.”

Hadisi rivâyet eden Ebû Musa El-Eş”arî”nin bunu tarif için parmaklarını birbirine geçirdiği zikredilmektedir (Buhârî, Salat, 88, Mezâlim, 5; Müslim, Birr, 65; Tirmizî, Birr, 18; Nesâî, Zekat, 67).

KARDEŞLİK HUKÛKU

Sıhrî kardeşlik İslâm”ın kıymet verdiği önemli akrabalık münasebetlerindendir. Kardeşlerin birbirleri üzerinde hakları ve vazifeleri vardır. Kardeşler, aralarında adalet ve iyilik ve dostlukla muamele etmelidirler.

Kur?ân-ı Kerîm de, Hz. Adem”in iki oğlu Habil ve Kabil”den şöyle bahsedilir:

“Ey Rasûlüm, Ehl-i Kitab”a, Adem”in iki oğlunun haberini hakkıyle oku. Onlar Allah rızasını kazanmak için kurban kesmişlerdi de birisininki kabul edilmiş, diğerinki kabul olunmamıştı. Kurbanı kabul olunmayan (Kabil) diğerine; “Seni muhakkak öldüreceğim,” demişti. Kardeşi ona şöyle cevap vermişti: “Allah, ancak takva sahiplerinin kurbanını kabul eder. Yemin ederim ki, eğer beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbı olan Allah”tan korkarım. Ben isterim ki sen kendi günahınla birlikte benim günahımı da yüklenesin; böylece cehennemliklerden olasın. İşte zâlimlerin cezası budur.” Nihayet Kâbil hevesine uyarak kardeşi (Habil)”i öldürmeğe kalkışmış ve sonra onu öldürmüştü. Böylece ziyana uğrayanlardan olmuştu.? (el-Mâide, 5/27-30).

Yûsuf sûresinde de, Hz. Yûsuf”a kardeşlerinin yaptıkları kötülükler uzun uzun anlatılır. Sonunda her şey ortaya çıkınca kardeşlerinin ona: “Allah”a yemin ederiz, Allah seni bizden üstün kılmıştır. Biz doğrusu (sana yaptıklarımızda) suçlu idik” dedikleri; Hz. Yusuf”un da; “Size, bugün hiç bir başa kakma ve ayıplama yok. Sizi Allah yarlıgasın. O merhametlilerin en merhametlisi” (Yûsuf, 12/91-92) diyerek, onları afv ve müsamaha ile karşıladığı haber verilmektedir.

Hz. Musa (a.s) kardeşinin de kendisiyle beraber hayır ve iyilikte ortak olmasını Allahu Teâlâ”dan şöyle istemiştir: “Mûsa dedi ki: “Ey Rabbim; benim göğsüme genişlik ver; işimi kolaylaştır; dilimden de şu düğümü çöz ki, sözümü iyi anlasınlar. Bana kendi ailemden bir de vezir (yardımcı) ver; kardeşim Harun”u… Onunla sırtımı kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl. Tâ ki seni çok zikredelim, çok analım.” (Tâhâ, 20/25-34).

Peygamberler (a.s)”ın kardeşlerine olan iyiliklerinin Kur?ân”da anlatılması müslümânlara öğüt ve örnek olması içindir. Kardeşler aralarında şu esaslara göre hareket etmelidir:

1- Kardeşler karşılıklı sevgi ve saygı beslemeli, küçükler büyüklerine karşı saygısız davranışlardan sakınarak onları anne ve babalan gibi görmeli ve kendilerine itaat etmeli, büyük kardeşler de küçüklerin kabahatlerini af ve hoşgörü ile karşılamalıdır.

2- Kardeşler, anne ve babalarını üzmeyecek, onlara huzur dolu bir hayat yaşatarak davranışlarla birlik ve beraberlik içinde yaşamalı; para, servet miras gibi maddi çıkarlar düşmanlık sebebi haline getirilmemeli ve birlik ruhu bozulmamalıdır.

3- Şan, şöhret, makam, servet gibi şeyler kıskançlık sebebi olmamalıdır. Kardeşlerden biri ilim, servet ve makam itibariyle yükselirse bu durum diğerleri için ancak bir iftihar vesilesi sayılmalıdır. Maddî ve manevî bakımdan güçlü olan da diğerlerine hor bakmamalı, onlara her konuda yardım elini uzatmalıdır.

4- Aralarındaki işleri ve fikir ayrılıklarını zora baş vurmadan, birbirlerinin fikirlerine saygı duyarak ve konuşup anlaşarak tatlılıkla halletmenin yollarını aramalıdırlar.

KARDEŞLİĞİ BOZAN HUSUSLAR

Kardeşliği bozan pek çok husus vardır. Kur”ân-ı Kerîm”de ve hadis-i şeriflerde bütün bu hususlar açık bir biçimde belirtilmektedir. Bir âyet-i kerîmede, kardeşliği bozan ve dolayısıyla bireysel ve toplumsal ahengin zedelenmesine yol açan kötü hususlardan bazılarına şöyle deyinilmektedir:

“Ey îmân edenler! Zandan çok kaçının, çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin. Kiminiz de kiminizin gıybetini yapıp arkasından çekiştirmesin. Sizden biriniz, ölü kardeşinizin etini yemeyi sever mi?” (el-Hucurat, 49/12).

Bu âyet-i celilede Yüce Rabbimiz, mü”minleri açık bir biçimde suizandan, kardeşlerinin gizli yönlerini araştırmaktan, gıybet, dedikodu ve kulis yapmaktan sakındırmaktadır. Peygamberimiz (s.a.s) ise bu konuda şöyle buyurmaktadır:

“(Sebepsiz) zandan sakınınız. Zira zan sözlerin, yalanı çok olanıdır. Birbirinizin ayıbını görmeye ve duymaya çalışmayınız. Birbirinizin mahrem hayatını da araştırmayınız” (el-Lü”lü ve”l Mercân, Kitabu”l-Birr ves-Sıla ve”l-Adab).

Bir başka âyet-i kerîmede şu hususların altı çizilmektedir:

“Ey îmân edenler, bir topluluk bir başka toplulukla alay etmesin, belki alay ettikleri kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da kadınlarla alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi yadırgayıp küçük düşürmeyin ve birbirinizi en olmadık kötü lakablarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir”(el-Hucurat, 49/11).

Bu âyet-i kerîmede de alay, kötü lakab takma ve benzeri gibi fısk kabul edilen davranışlar konusunda mü”minlerin duyarlı olmaları gerektiği vurgulanmaktadır.

Kin, haset ve hakaret de kardeşliği bozan hususlar arasındadır. Kitab-ı Kerîm”de kendilerinden övgüyle bahsedilen mü”minlerin her türlü kinden ve hasetten tümden arındırıldıkları belirtilmektedir: “Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar.” (el-Hicr, 15/47).

Enes b. Mâlik”in rivâyet ettiği sahih bir hadiste ise Peygamberimiz (s.a.s) şu nasihatlerde bulunmaktadır:

“Birbirinizle kinleşmeyiniz hasetleşmeyiniz birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Ey Allah”ın kulları kardeş olunuz…” (Buhârî, Edeb, 57; feraiz 2; Müslim, birr, 23; Tirmizi, birr, 24), “Bir kişiye, müslümân kardeşine hakaret etmesi kötülük olarak yeter” (Müslim, I, 32). Mü”min kardeşinin ufak-tefek kusurlarına ve eksikliklerine bakarak ona kin ve adavet besleyen kişi gerçekte insafsızca ve zâlimce davranan kimsedir.

Grupçuluk, inhisar-ı zihniyet, benmerkezcilik vb. gibi kötü hasletler de kardeşliği bozan ve mü”minleri birbirine düşüren hususlar cümlesindendir. Çünkü bu türden iddialar kaçınılmaz olarak beraberinde tefrikayı, çekişmeyi ve çatışmayı getirmektedir. Mü”minlerin birbirine düşmesi veya düşürülmesi ancak bu yollarla mümkün olabilmektedir. Nitekim bir hadisi şerifte, şeytanın bu yönde daima bir umut beslediğine işaretle şöyle buyurulmaktadır: “Şeytan, Kıbleye dönen (mü”minlerin artık kendisine ibadet etmesinden ümidini kesmiştir; fakat onları birbirine düşürmekte (hala ümitlidir)”(Tirmizi, Birr, 25; Müslim, Münafıkun, 65).

Bütün bu hususlar veya hasletler, tıpkı birer mikrop gibi, sirayet ettiği vücudları hasta düşürmekte ve tahrip etmektedir. Dinde kardeşlik ruhunu yeniden canlandırmak ve mü”minlere kaybettikleri kuvveti yeniden kazandırmak, ancak bu tür hasletlerin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabilir. Kitab-ı Kerîm”in öngördüğü kardeşliğin tesis edilmesi demek, İslam ümmetinin yeniden dirim kazanması demektir.

“Tarihi kinleri, kabilevî ihtirasları, şahsî tamahları, taassub ile kaldırdıkları bayrakları bir kenara itip yok eden, Allah yolunda kardeşlik prensibinden başka hiçbir prensip kalpleri birleştiremez. Ancak bu kardeşlik prensibiyle saflar yüce ve büyük Allah”ın sancağı altında birleşebilir”

« < --- Önceki yazı | | Sonraki yazı --- > »