BİAT – 2

Dünkü konuşmamızda, hatırlayacağınız üzere, biat hadisinden bahsetmiştik.

Bu hadis-i şerifle, imanın ve tevhidin temel esası olan “Allah’a kullukta, ibadette, hiçbir şeyi ortak kılmamak” ifadesinden sonra, ictimai hayatın ahengini sarsacak, insanın temel hak ve hürriyetlerini zedeleyecek ve dinimizce de yasaklanan bir takım yanlış hal ve hareketlerden kaçınılması gereği önemle hatırlatılmakta ve bu konuda kesin itaat istenmektedir.

Aslında her müslüman, zahiren olmasa bile, zımnen Allah (c.c.) ile bir akit yapmış, Allah’ın emirlerine uymayı taahhüt etmiş demektir. Buna göre her mü’min, bu taahhüdünü yerine getirmek suretiyle Allah’a karşı borcunu ödeyip, adaleti sağlamakla mükelleftir. Çünkü itaat, adaletin bir parçasıdır. Adaletin gereğince tatbikinde, fitne ve fesadın önlenmesinde, insan hak ve hürriyetlerinin korunmasında en mühim prensib itaattır. Zaten bey’atın özünde de itaat vardır. İtaat, kişinin haddini bilmesi, dinin gösterdiği istikamet üzerinde kalmasıdır.

Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde, itaatın ehemmiyeti te’yid edilmektedir. Yüce dinimizin hakiki manada tezahürü ve mü’min kişiye va’d edilen ilahi lütuflar, dünyevi ve uhrevi kurtuluş, zafer, mükafat ve ni’metler, hep bu “İtaat” vazifesinin yerine getirilmesine bağlanmıştır. Dünyevi saadet, ictimai ve ferdi huzurun, terakkinin hepsi “itaat” keyfiyetine bağlıdır. Allah’a ve O’nun Peygamberine hakiki manada itaat etmeyen kimse veya cemiyetin, dinin va’d ettiği dünyevi ve uhrevi mükafatları beklemeye hakkı yoktur.

Bu konu ile alakalı birkaç ayet-i kerime meali zikredelim:

“Kim Allah’a ve Resulüne itaat eder, Allah’tan korkar ve çekinirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”

“Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, sonra korkuya kapılırsınız da (gücünüz) gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”

“Kim, Allah’a ve Resulüne itaat ederse, Allah onu, altından ırmaklar akan Cennetine koyar.”

“Kimler, Allah’a ve Resulüne itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine ni’met verdiği kimselerle beraber olurlar.”

Yüce dinimiz İslam, itaat edilmesi gereken üç makam gösterir: Allah, Allah’ın Resulü ve Ülü’l-emr. Esas itaat, Allah ve Resulüne olan itaattır. Kur’an-ı Kerim’de yanyana ve defalarca, Allah ve Resulüne itaat emredilmektedir. Ülü’l-emre (yani otoriteye, idareye) olan itaat ise, onların emirleri Allah ve Resulünün emirlerine uyduğu, muvafık düştüğü takdirde meşrudur, itibar edilir. Kur’an-ı Kerim’de bir ayet-i celile’de bu üç makam beraberce zikredilir ve itaat emredilmektedir.

Nisa suresinin 59. ayet-i kerimesinde şöyle buyurulmaktadır:

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine (Ülü’l-emre) itaat edin. Eğer bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve Ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Peygamber’e götürün. Bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha iyidir.”

Biatta temel şart her hal ü karda itaattır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), biat akti yaparken, verilen emir hoşa gitse de, gitmese de, içinde bulunulan şartlar, bolluk veya darlık, her ne olursa olsun, mutlak itaatı şart koşmuştur.

Nitekim Sahabe-i Kiramın büyüklerinden Ubadetu’bnu’s-Samit (r.a.) der ki:

“Biz, Allah Resulüne, kolaylıkta olsun, zorlukta olsun, gönlümüzün hoşuna giden şeylerde olsun, hoşuna gitmeyen şeylerde olsun… itaat etmek üzere biat ettik.”

Bir insanın, itaatkar kul olmasının aslı dört şeydir:

1-Uzun emelli olmamak.

2-Cenab-ı Hakk’ın va’dinden emin olmak.

3-Cenab-ı Hakk’ın taksimine, verdiğine razı olmak.

4-Haram yememek.

Bir büyük zatın ifade ettiği gibi; kim bu dört şeyi yerine getirirse, nefsini itaat altına almış olur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile Eshab-ı Kiram arasında vaki olduğu şekli ile biat, İslam’a has bir müessesedir. Biat, tarihe malolmuş, özelliğini yitirmiş bir kurum değildir. Biat, hazret-i Peygamberin, en faziletli müslümanlara başvurduğu, bir teslimiyet ve itaat te’yidi ve tatbikatı olduğu gibi, Kıyamete kadar, bütün İslam cemaatlerinde önem arzedecek, başvurma zarureti duyulacak bir uygulamadır.

İslam tarihinde, devlet başkanı durumunda olan kimseye, senin başkanlığnı, idareciliğini kabul ettim, iyi ve faydalı her sözüne itaat edeceğim, şeklinde söz vermeye, bağlılığını bildirmeye de “biat” denir.

Bu çeşit biat, Peygamber Efendimizin vefatından sonra Beni Sakife denilen yerde hazret-i Ebu Bekr (r.a.) halife seçilirken görülür. Burada hz. Ebu Bekr’e ilk bi’atı, hazret-i Ömer yaptı. Bundan sonra İslam devletlerinde devlet başkanına itaat edilmesi ve sözünün dinlenmesi için biat için merasimler yapıldı. Bu, çeşitli devirlere ve devletlere göre farklılık gösterir. Osmanlı Devleti’nde de, biatın önemli bir yeri vardı. Her padişahın tahta çıkışında merasimler yapılırdı. Resm-i biatın, Topkapı Saray-ı Hümayununda Babussaade önünde icra olunması eskiden beri adetti.

Ayrıca, Tasavvufta da biat üç manayı ifade eder:

Birincisi; büyük bir zatın yanında, günah işlememek için söz vermektir. Buna tövbe biatı denir. Büyük günahlardan biri işlenince, bu biat bozulur. Yeniden biat etmek lazımdır.

İkincisi; intisab etmek, bağlanmak, bereketlenmek için bir veliye veya onun hakiki mensuplarına biat etmektir. Onlar için bildirilen müjdelere ve şefaatlarına kavuşulur.

Biatın üçüncü manası; evliya zatlardan gelen feyizlere, manevi bilgilere kavuşmak, onlardan faydalanmak için yapılır.

Bu önemli hadis-i şerif üzerinde inşaallah yarın da durmak istiyoruz.